en güzel romanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en güzel romanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2021 Pazar

Dune - Frank Herbert Kitap Yorumu

 

Modern edebiyatın en epik mesih anlatılarından biri sayılan Dune, genç Paul Atreides’in hikâyesini anlatır. Atreides’in ailesi, evrendeki en önemli ve en değerli madde olan melanj ‘baharatının’ tek kaynağı olarak bilinen Arrakis gezegeninin kontrolünü kabul etmiştir. İmpatorluğun güçleri Arrakis’in kontrolü için birbirlerinin boğazına sarılırken, politika, din, ekoloji, teknoloji ve insani duyguların çok katmanlı, karmaşık etkileşiminden benzersiz bir hikâye doğacaktır. Frank Herbert’ın yarattığı evren, yıllar boyunca milyonlarca okurun zihninde gerçekliğini kabul ettirdi ve bugün de ayakta. İyi bir bilimkurgu ve iyi bir edebiyat yapıtı okumak isteyen herkesin yolu Dune serisinde birleşiyor… İthaki’nin yepyeni “Bilimkurgu Klasikleri” dizisi Dune efsanesiyle başlıyor…
Bu diziyle birlikte büyülenmeye hazır olun. 
Çünkü Arthur C. Clarke'ın dediği gibi, "Yeterince ilerlemiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.

Merhaba arkadaşlar. Kitap öncelikle harikaydı. Fazla uzun olması kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Çok fazla çekici, mistik ögeler ve arap kültürüyle harmanlanmış bilim kurgu masalı. Ama öncesinde kitabı okumadan geçtiği evren ve karakterler hakkında bilgi sahibi olmanızı öneririm. İlk 100 sayfasını olayları daha iyi anlayarak ilerlersiniz. 

  Öncelikle evrene Şöyle bir göz atalım. Hikaye bundan yaklaşık 20.000 yıl sonrasında geçmektedir. İnsanlar ışık hızında artık uzayda seyahat edebilmekte, gezegenler ise derebeylik sistemiyle hanedanlar tarafından yönetilmekte ve  hanedanlar da tek bir padişah imparotara bağlı kalmaktadır. Yaklaşık olarak takvimlerde milat kabul edilen 10.000 yıllarının başında evrende bir olay meydana gelmiştir. 

    Butleryan Cihadı bu yıllarda çok fazla ilerleme kaydeden yapay zeka düşünen makineler artık eskisi gibi zekasını ve düşünce gücünü geliştirmeyen ve çok fazla kullanmayan insanoğlunu kölesi haline getirmiştir. Bu durumun sonucunda Butleryan Cihadı ile birlikte tüm düşünen makineler yenilmiş ve insanlar evrenin her yerinde insan gibi düşünün makine kullanımını yasaklamışlardır.


    Tabi bu cihattan sonra evrende bazı  güçleri ellerinde tutan kuruşlar doğmuştur. Öncelikle bu cihadın öncesinde uzay yolculukları denetimsiz bir şekilde düşünen makinelerin yardımıyla yapılıyordu. Cihadın sonrasında uzay yolcularını tek elini elinde bulunduran, uluslararası taşımacılık ve bankacılık faaliyetlerini yürüten Uzay Loncası ortaya çıkmıştır. Cihat sonrasında yasaklanan düşünen makilerle birlikte bu lonca, uzayda yol bulacak ve makinelerin yaptıkları büyük hesapları yapabilecek insanlara ihtiyaç duymaya başlamıştı. İşte burada kitaba da ismini veren Arrakis yani Dune gezeni devreye girmektedir.

   Yasaklanan makinelerle birilikte artık insanlar zihinlerini daha fazla kullanmaya zorlanmışlardı ama yinede bilgisayarların yaptıkları zor hesapları yapabilmesi, veri kaydedilmesi, uzayda yol bulabilmesi gerekmekteydi ve bu işlemleri yapabilmesinin tek yolu melanj baharatıydı. Bu baharat yalnızca Dune gezegeninde bulunmaktadır.  

    Melanj, zihni açıp insanların büyük hesaplamalar yapmasını, uzayda yolunu bulmasını ve içsel görüşünü derinleştirmesini sağlamaktadır. En çok yaşlanmayı geciktirici özelliğiyle tanınan, az miktarda alındığında hafif, vücut ağırlığının yetmiş kilosuna karşılık iki gram fazla alındığındaysa bağımlılık yapan bir üründür. Bu ürünü uzun süre kullananların gözlerinin akları mavileşir. Lonca sefirilerinin ise uzay yolculuğu için çok  miktarda ve uzun süre kullanması gerekmektedir. Bu melanj kullanımın sonucunda insan biçiminden çıkmış ve mutasyona uğramışlardır. Bu gibi durumlarda baharat kullanımının kesilmesi kişi de ölüme yol açar.

Mentatlar, üstün mantıksal başarılar elde etmek üzere eğitilen imparatorluk vatandaşları sınıfıdır. Bu Kişiler "insan bilgisayar" olarak anılırlar. Azıcık melanj baharatı ile birlikte zihinleri açılır normal insan beyninin yapamayacağı hesaplamaları yaparlar. Her hanedan reislerine, kendilerine verilen veriler doğrultusunda işlem yapıp tevsiyeler verirler.

  Bene gesserit tarikatı ise Butleryan Cihadı'nın ardından ortaya çıkmış, sadece kız öğrenciler için kurulan, zihinsel ve fiziksel eğitim veren kadim bir okuldur. Tabi bu sadece yüzeyin görünen kısmı. Okulun asıl hedefi Kuisatz Haderah 'ı yaratmaktır. Yolun kısalışı, bilinmeyene karşı genetik yoldan üretmeye çalıştıkları çözüme, yani organik zihinsel güçleriyle uzay ile zaman arasında köprü kuracak erkek bene gesseriti ortaya çıkarmaktır. Bunu da soylu hanedan çocukları ile elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Bene gesseritlerin bu uğurda yapamayacakları çok az şey vardır.


  Dune gezegenine gelecek olursak, tamamen çöllerle kaplı, suyun olmadığı, kuzey ve güney kutbu dışında yumuşak çöl kumlarıyla kaplı ve iki ayı bulunan bir gezegendir. Gezegenin tehlikeli yanıysa devasa kum solucanlarıyla kaplı olmasıdır.Bu sebeple yerleşim yerleri gezende  kayalıkların bulunduğu ve güvenli anılan kuzey kutup noktasıyla sınırlıdır. Solucanlar melanjın üretimine doğrudan katkı sağlamaktadır. Gezegenin atmosferinde bile o kadar çok melaj vardır ki burada yaşayan fremen halkının gözleri doğduktan kısa bir süre sonra hemen mavileşir. Burada yaşayan fremen halkı sadece gözlerini açıkta bırakacak şekilde su ihtiyaçlarını karşılamaları için damıtıcı giysiler kullanmaktadır.
 
  Caladan gezegeni, suyun bol olduğu, Padişah imparator atadığı Atreides hanedanı tarafından yönetilmektedir. Dük Leto Atreides bu gezegende ordusuyla öylesine güçlendirmiştir ki padişah imparotor tarafından bir tehdit olarak algılanmaya başlar. Bu olayın neticesinde padişah imparator 4. Shaddam, Harkonnen Hanedanlığının yönetiminde bulunan Arrakis gezegenini Atreides Hanedanlığına verir. Dune o kadar değerli bir gezegendir ki hiçbir hanedanlık uzun süre onu yönetemez. Çünkü baharatın bir hanedanlığın uzun süre elinde bulundurması demek çok fazla güç demektir. Ama 4. Shaddam' ın esas planı kesinlikle Dük Leto'ya bu gezegeni vermek değildir. 

   Dük Leto Arrakiste onun bir komplonun beklediğini bile bile bu emri onaylar. Bunu biricik varisi, Leydi Jessica dan olan oğlu, Paul için yapmaktadır. Leydi Jessica bir bene gesserittir. Oğlunu da bene gesserit yöntemleri ile yetiştirmektedir.



   Hikayemiz bu olaylar bağlantısında Calandan gezegeninde başlamaktadır. Ledi Jessicanın ne kadar içine sinmese de Leto, ailesi, askerleri ve onu bekleyen komploya rağmen Dune gezegenine ayak basarlar.

    Çok fazla spoi vermeden kitaba başlamadan önce evrene ve karakterlere genel olarak anlatmaya çalıştım. Öncelikle ben filmin fragmanını gördükten sonra evrenini araştırıp kitabı okumaya başlamıştım. Çok ince işlenmiş, arap kültürüyle yoğurulmuş, makinelerin olmadığı, büyülü bir gelecek Dune. İlk basıldığı zamanlarda çokta fazla okunmamış. Keşke Frank Herbert kitabının bu kadar geniş kitlelerce okunup, yorumlanması ve tartışılmasını görebilseydi diyor insan. Harika kelimesi bile bu kitap için az kalır. Eğer evrenini önceden araştırıp okumaya başlarsanız bir çırpıda da bitiveriyor.

    Film 2021 Ekim ayında çıkması bekleniyor. Umarım bu kadar güzel bir kitabı doğru ve güzel yansıtmışlar. Filmin oyuncu seçimi muhteşem. Timothee Chalamet, Paul'u okurken gözümün önünde canlandı remsen.  Mükemmel bir başrol seçimi olmuş. Film kitabın yarısını anlatacakmış ve diğer yarısı içinde ikinci bir film düşünüyorlarmış. İnşallah vizyonda başarı yakalar ve biz de ikinci filmi görmüş oluruz.

10/10



“Dünya dört şey üzerine durur. Bilgelerin ilmi, yücelerin adaleti, haklıları duası ve yiğitlerin cesareti."



"İnsanlardan ayrılmak üzücüdür; mekanlarsa altı üstü mekanlardır."



"Umut gözlemi bulandırır."



"Korkmamalıyım.  Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım."

24 Temmuz 2019 Çarşamba

Güzel ve Milyoner - Jessica Clare Kitap Yorumu


   Sevgili okur, Milyoner Erkekler Kulübü, iş hayatında her zaman kazanmış altı genç adamdan oluşur, ancak söz konusu aşk olunca şansları pek de yaver gitmez.
   Kendisine takılan “Yaralı Yüz” lakabını layıkıyla taşıyan Emlak Simsarı Hunter Buchanan karanlık bir geçmişe ve suratı kadar yaralı bir ruha sahiptir. İş hayatında kimseye pabuç bırakmasa da aslında Hunter, bir kadının gözlerine dahi bakamayacak denli kırılgan bir adamdır. Ancak karşısına yanıtsız bir bilmece kadar esrarlı bir güzel çıktığında, Hunter bu sefer ipleri eline almaya kararlıdır ve bu genç kadının hayatıyla oyunlar oynayacak, esaslı bir plan yapar.
  Zar zor geçimini sağlayan “hayalet yazar” Gretchen Petty reddedemeyeceği bir iş teklifi alır, ancak şartları pek de alışılagelmiş sayılmaz. Gretchen bir ay boyunca bir malikânede kapanıp yazmaktan çok, masasına her gün farklı renkte bir gül bırakan ev sahibinin gizemli yaşamı ve vücudundaki mükemmelliğe tezat kusurlarına ilgi duyar.
   Yaralı milyoner ile güzeller güzeli kızılın hikâyesi, önyargısız ve gerçek bir aşk masalı anlatır.
Merhaba okurlar... Bu aralar gerçekten de okumaya değer güzel bir roman bulmak gittikçe zorlaşıyor. Yazarlar sürekli kendilerini tekrar ediyorlar veya birbirlerine benzer konulu kitaplar çıkarıyorlar, bunları yapmasalar bile kitabı elimize aldığımızda kitapta adlandıramadığımız birşeyler eksik oluyor ve kitap yarım kalıyor. Bu zamanlarda tam anlamıyla öyleyim. Bir kitabı zorla okumak cehennem azabı gibi. İşte tamda böyle düşünürken bu kitaba rastlamış bulunmaktayım. Dikkatinizi çekersem sadece kitap diyorum yazarın ilk kitabını elime aldığımda okumak için kendimi zorlamam gerekti ve nedense o da yarım kaldı. Belki ilerde kendimi zorlarım ve serinin ilk romanı olan Milyoner kitabını okuyup sizlere yorumlarım :) 
Şimdi bu kadar içimi döktükten sonra gelelim Güzel ve Milyonere...Modern zamanın güzel ve  çirkinine... Çok bayılmasam da kitap  kendini okuttu diyebilirim. Elimden bırakamadan bitirdim. Dediğim gibi bayılmasam da beğendim.
   Hunter, aile sevgisi olmadan büyümüş, babası ölünce gayri mülk servetinin yöneticiliğini üstlenmiş, içine kapanık yüzü yaralarla dolu bir milyoner. Küçük yaşta fidye için kaçırıldığında oluşmuş yüzündeki yaraları. Bu yüzden de toplum içine karışamamış soyutlanmış biri.Gretchen ise tanıtımda bahsedildiği üzere bir hayalet yazar. Yazar olmayı aslında sevmeyen bir yazardan bahsediyor roman bize. Yarı zamanlı bir kafe de çalışmakta ve hiç sevmediği seriye zorda olsa geçimini sağlamak için yazmaya çalışmaktadır. 
  Hunter Gretchen'den görür görme hoşlanmaya başlar. Onun diğer insanlar hakkındaki düşüncelerini de Gretchen'in onu görmediği zaman duyar ve en azından Gretchen ondan hoşlanmasa bile onunla arkadaş olabileceklerini düşünür. Çünkü Hunter çok yalnızdır.
   Hunter şansını kadere bırakmaz ve kader ağlarını kendisi örmeye karar verir. Gretchen ile bolca karşılaşacağı ve birlikte vakit geçirmelerine olanak sağlayacak bir oyun oynar.
Size güzel ve çirkin bilinik konu ve gidişhat gibi gelebilir. Ama emin olun ki okuduğunuza ve zaman ayırdığınıza değecek bir roman diyebilirim. Sağlıcakla kalın :)

10/10

Sanırım ikimizde gerçekte var olmayan insanlara aşık olmuşuz. -Gretchen

"Ben diğer insanları rahatsız etmekten endişe ettiği için kendini tecrit eden bir adam gördüm. Evinden çok sık çıkmayan ama çalışanlarına iyi para ödediğinden emin olan bir adam gördüm. Güzelliklerinden zevk aldığı için bütün gün hiç yorulmamaksızın çalışıp güllerle ilgilenen bir adam gördüm. Kendinden mükemmellik bekleyen ama diğerleri ona bir çöp gibi davrandığında sorun etmeyen bir adam gördüm. yeniden incinmekten çok korktuğu için dünyayı dışarıda bırakan bir adam gördüm. Sorunu olan kişinin ben olduğunu mu söylüyorsun bana? Aynada kendine bir bakmaya ne dersin?"

16 Mart 2019 Cumartesi

Oyun - Brenda Joyce Kitap Yorumu


Kural tanımaz bir korsan ile soylu ve başına buyruk bir genç kız; aşk, tutku ve ihanet sarmalında bir maceraya yelken açarsa oyunun galibi kim olur?


 OYUNCULAR 
Manastırdan ayrılan soylu ve haşin Katherine FitzGerald, çok sevdiği İrlanda’ya dönmek için deniz yolculuğuna çıkar. Ne var ki kendini, Denizlerin Efendisi olarak nam salmış meşhur korsanın tutsağı olarak buluverir. 
HAMLELER 
Korsan kaptan Liam O’Neill, Kraliçe Elizabeth’in gözdesidir. Hem sarayda hem de yatak odasında muhteşem bir oyuncudur ve gizli emellerini gerçekleştirirken inatçı Katherine’in kalbini kazanmaya da kararlıdır. Ancak şimdi, yürek burkan bir ihanetin üstesinden gelmeye çalışırken ölümcül bir oyunun sonunda zafere ulaşmak için değer verdiği her şeyi tehlikeye atmak zorundadır. Tüm kuralları yıkmak pahasına olsa da. 

OYUN 
Başladı…


Siz kendiniz okumayacağım yeter dayanamıyorum dersiniz ama bazı romanlar size zorla kendini okutur...Ah Brenda Joyce canım senin cidden rakibin yok. Serinin hemen hemen tüm kitaplarını okumuş biri olarak diyebilirim ki hiç sıkılıpta bıraktığım kitabı yoktur Brenda Joyce'un. Bu romanı da açıkçası gülün sözü gibi beklemiştim. Tek kelimeyle seride en beğendiğim kitap halen daha odur. Ama beni gerçekten konu bakımından ve olaylar bakımından oldukça şaşırtan bir roman oldu benim için. Gönülçelen gibi dayanamayacağım olayalar gelişmekteydi ama yazar toparladı ve ortaya gülün sözü ile gönülçelen karışımı bir roman çıktı benim için.
  
  Tarihten de baya karakterler mevcuttu romanda. Liam O'neill barbar ve korsan bir adamın gayrimeşru oğludur. İrlandalı babası onu çocukken ingiliz annesinden ayırmış kendi tarzında yetiştirmeye çalışmıştır. Ama Liam ingiliz olan annesini hiç unutmamış, kendince gaddar sevmediği babasına benzememek için çok çalışmıştır. Nitekim babası ölünce çok çalışmış ve babası onun annesinden zorla almadan önce annesinle ona bakan kraliçe Elizabeth ' e sadık kalmaya çalışarak İrlanda isyanını bastırabilmek için korsanlık yapmaktadır. Kitapta yazarın anlattığına göre Liam'ın Karayip Korsanlarındaki siyah inciye benzeyen Deniz Hançeri isimli kapkara ve görkemli gemisi vardır.
   
  Katherine manastırda evlenme çağına bekleyen irlanda kontu Fitzgerald'ın kızıdır. Annesi bir ingiliz ve o çok küçükken ölmüştür. Babasını bir sürü mektuplar yazmasına rağmen ne ondan nede üvey annelerinden kendisini yanına çağırdığına dair bir mektup gelmemiştir. Katherine artık yaşının geldiğini ve ömür boyu manastırda kalamayacağına karar verir. Manastırda arkadaşıyla birlikte rahibeden izin alarak manastırdan ayrılır. Zengin kont olan babasının yanına gitmek için gemiye bindiklerinde gemi saldırıya uğrar. Liam onu gördüğünde çok etkilenir ve onu ganimeti olarak alıkoymaya karar verir ve oyun başlar.
  
 Kitapta her karakterin kendine ait oyunu vardı ve ne yalan söyleyeyim beni sıkan kesinlikle bu oyunlar değildi. Liam'ın amacının ne olduğunu tam olarak kitabın sonunda anladım ve bunun hakkında fikir yürütmek kitaba bağlayan sebeplerden biriydi. Ama gerçekten Katherine'den çok çok çok sıkıldım. Daha önce bencil erkek karakteri okumuştum gönülçelen de ama bu kitaptaki kız beni benden aldı. Manastırdan kaçma sebebi de evlenmek ve çocuk doğurmaktı katherine'nin. Babasını Londra da sürgün bir halde görünce babasının durumdan çok zengin ve soylu bir adamla evlenemeyeceğine yakınıyor kızımız. Babası onu Liamı evlenmeleri iççin ikna etmesini sıkı sıkı tembihler. Bu şekilde kraliçeye isyan ederek kaybettiği toprakları geri alacak ve onu destekleyen politik yönden çok güçlü bir damada sahip olacaktı. Liam da sırf bu sebepten Katherine ile evlenmeyi istememektedir. 
    
Kraliçe onları londrada yakaladığında da Liam'ın Fitzgerald'ın kızı ile evlenip ona karşı çıkacağına ve bir oyun oynadığını düşünmeye başlar. Katherine üvey annesinde de nişanlısı Hugh'un ölmediğine dair bilgiyi verince kraliçeye nişanlısına gitmek için yalvarır. Çünkü babasının hiçbir serveti ve ünvanı kalmadığı için kimsenin onunla evlenmek istemeyeceğini bilmektir. Kraliçe Liam'ın planını anlaması için en yakın adamlarından biri olan Cecil onları izleminin Liam'ın planını öğrenmenin daha doğru bir hamle olduğuna inandırır. Birde kraliçenin sevgilisi Leicester vardır. Cecil Liam'ın hiçbir zaman kraliçeye ve ingiltereye ihanet etmeyeceğini ayrıca topraklarını işgal eden Fitzgerald'ın kuzeinin yerine Katherine'nin babasının tekrar kont olması gerektiğini savunmaktadır. Leicester ise Liam'dan nefret etmekte onun İrlandalı babasına benzediğini birgün kendilerini ihanet edeceklerini savunur.
    
    Ve Liam oyunu kusursuz bir şekilde kurar. Bu oyundan bir çok kişi karlı çıkacaktır ama en çok kendisi. Tabi Katherine başta gerçekten Liam'ın yoluna fazlasıyla taş koydu. En başta Hugh'tan döndüklerinde  Liam'ın evlenme tekleifini kabul etmedi ve tutturdu Liam' a "beni kraliçeye iyi bir evlilik yapmam için geri götür.". Sırf korsan olduğu için Liam'ı istememişti. Ama ne oldu bu teklifi kabul etmemek Katherine'ye çok güzel bir ders oldu. Sırf düzgün ünvanlı koca için oyunun daha fazla karışmasına sebep oldu. En sonunda Liam'ı fazlasıyla yordu ama Liam istediğini aldı tüm oyun onun istediği şekilde sonuçlandı.

10/8

"Belki de senin için bu kadar şey yaptığım ve bu kadar fazla şeyi tehlikeye attığım için deliyim Kate" - Liam O'Neill


"Ben Liam O'Neill," dedi, tatmin olmuş, belirgin bir gülümsemeyle. "Bu geminin kaptanıyım."
Katherine karşılık vermedi ve gözlerini onunkilerden ayıramadı.
Adamın gözlerinde bir parıltı belirdi. Gülümsemesi büyüdü fakat bu güven verici bir gülümseme değildi. "Ne yakaladım ben böyle? Ne kadar da güzel bir ödül. Görünüşe göre gerçek bir hazine, bunca kurşun ve metalin arasında değerli bir taş. Gel buraya, canım , gel."

5 Mart 2019 Salı

Karanlığın Külleri - İlknur Birdal Kitap Yorumu


Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi?
Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? 
Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi… 
Amansız bir mücadeledir aşk; kendinle savaşırsın, duygularınla savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acısıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Âşık olduğunda savaşmayı göze almalısın. 


“Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan âşık olacak.



Şu kitabın kapağı için bile blogumda yorumlayabilirim. Çünkü sizde görüyorsunuz anlatmaya gerek yok değil mi ?Fantastik romanlardan sonra iyi geldi bu kitap. Bayadır bu türü okumamıştım. Ki ruh halim baya dalgalanmalar yaşamadı değil. Böyle bir zamanıma gelmesi beni kitaba daha çok bağladı. Başka zaman olsa bu kadar kısa sürede okurmuyum bilmiyorum. Genel olarak güzel bir kitaptı. Ama kesinlikle çok fazla beklentiye girmeden okumaya başlayın derim. Kitap benim için iki bölümden oluşuyor. Sizde okuyunca anlarsınız ne demek istediğimi. Ama ne yalan söyleyeyim ben birinci kısmını daha çok sevdim :) Kitabın konusuna gelecek olursak;
   Afra 30 yaşına yaklaşmış, babasını Devrimi tanıdıktan çok kısa bir zaman sonra kaybetmiş, o günden sonra şirketin başına geçmiş başarılı bir iş kadını... İtalya'da staj yaptığı dönemlerde görmüş Devrim Demiri. O gündür bu gündür aklından çıkaramamış, platonik aşkı günden güne içinde daha da büyümüş. Belkide Afranın kitapta bahsettiği gibi yaşadığı her kötü olayda içindeki Devrime tutunması da aşkını yaşatmış ve büyütmüş. İtalyada karşılaştıktan sonra 6 yıl geçer. Afra Devrim'i gittiği her yerde takip eder. Devrimin kimlerle takıldığını, ne zaman nerde olacağını adı gibi bilir Afra. Ve o çok uğraşlarının sonunda Devrimin şirketinle anlaşma tamamlanınca Afranın Devrimin hayatına giriş sahne perdesini yine kendi açar ve Devrimin hayatına bomba gibi giriş yapar.
    Devrim kendi iş yerlerinde başarılı bir mimardır. Hayatına Afra'dan önce Selin girmiştir ki ne kadını unutabilmiş ne de hayatına devam edebilmiştir. Ailesiyle Slin yüzünden aralarında uçurumlar oluşmuştur. Afranın hayatına girmesiyle tam anlamıyla nevri döndü garibimin :) Afra ne çektirdi be sana. Tamam Devrimde çektirmedi değil.  Afra resmen amazon kadını gibi savaştı Helal olsun. Ağzından girdi burnundan çıktı Devrimi kendine aşık etti.
    Devrim o aşktan kaçmak için atmadığı takla çevirmediği dolap kalmadı.Ama Afradan yinede kurtulamadı. Genel olarak konusu farklıydı benim açımdan ve kitapta gerçekten çok güzel sözlerde mevcut 1000k da paylaşımlarım tavan yaptı :) Sağlıcakla kalın...

10/7

Kim katletti neşeli gülüşlerini? Hep böyle miydi sevmelerin; bir parça hüznü acıyla yıkayan?

Aşk yüreğin kanatlanıp uçmasıydı kendi bedeninden. Hangi yöne konacağı büyük bir muamma. Gönlün gönlüm üstüne...Selam olsun yüreğimin sevdiği o güzel sevgiliye...

Vedalar değildi gözlerden yaşı akıtan...Dilin ucuna kadar gelip, geldiği gibi geri giden yaşanmışlıklardı.

"Gözlerinden önce yüreğim yüreğine vurulmuş Devrim, kırsan da senden gidemiyorum işte" -Afra

"Şu halde tutturdun ya gidelim diye helal olsun sana. Bende elinden kurtulamadım ya bana da helal olsun."
"Yine şikayetcisin bakıyorum da. Sayemde insan içine çıkacaksın. Her gece sarhoşları görmektense bu gece birkaç tane normal insan görürsün." Devrim diline kadar gelen küfrü geri yuttu. Afra'nın her saniye kendisine yaslanmasını önemsememeye çalıştı.
"Şu halde sinemaya giden sen, normal biriysen normalden kastını inan öğrenmek dahi istemiyorum."
"Evde oturmaktan sıkıldım" dedi, ait dudağını bükerek ve Devrim'e belli etmemeye çalışarak adama biraz daha sokuldu.
"Bedenimin herhangi bir yerinde kalbime gizli bir geçit yok güzelim. O yüzden dibime dibime sokulmaktan vazgeç."

13 Kasım 2017 Pazartesi

Bana Sevmeyi Anlat - Müjde Aklanoğlu Kitap Yorumu


 "Rüzgâr Esme'yi öğrenecek"
Karanlıktan çıkıp aydınlığa kavuşmanın, cehennemin buz tutup cennetin var oluşuna tanık olun…Sevgisiz bir adamın merhametsiz yüreğine, ilmek ilmek aşkın dokunmasını keşfedin! Tutkunun nefretle savaşını, intikamın aşka yenilişini okuyun…Rüzgar'ın tatlı bir sevdayı kuşanıp, mutlu bir meltemle Esme'sine eşlik edin. Onların aşk şarkısını birlikte söyleyin… O hiç istemese de karanlığın içinde doğdu. Babasının, kara vicdanının ve geçmişinin pis izlerini silmeye çalışarak yaşamayı seçti. Başardı da… Ta ki, kader onun elinden en değer verdiği varlığı alıp, içinde yeşerttiği son insaf kırıntısını da yok edene kadar…
İşlemediği bir suçun müebbet yiyen sanığı olarak, vicdansız bir kalpte hapsedilmesine karar verildi! Acılarla sınanıp, vicdanla temizlenip, aşkla yüceltilmesine…Esme karşısında gördüğü kopkoyu zindan gibi karagözlerin içinde kendini kaybederken, vicdanı tipsiz bir kuyuya dönüşmüş Rüzgar'ın ışığı olabilecek mi? Peki, ya Rüzgâr! Sevmeyi, sevilmeyi; en önemlisi de Esme'yi öğrenebilecek mi? Tutkulu bir aşkın hüküm sürdüğü bu roman ellerinizi yakacak, yüreklerinizi fethedecek...

    Öncelikle neresinden başlasam nasıl başlasam, yani sıkaca kitap beni kendine bağımlı kıldı. Ne zaman aldığımı bile hatırlamıyordum belkide 3 sene olmuştur. Moralimin diplerde olduğu bir şubat akşamı başladım esmeyle rüzgarın hikayesine. Kitabın sıkıldığım tek bir bölümü bile yoktur. Ya feci derecede, dehşetül vahşet bir romandı. Müjde Alanoğlu'nun diğer kitaplarını da araştırdım bu romanı okuduktan sonra. Müjde Aklanoğlu'nun hangi romanını okusam hayran kadım. Müjde yazsın ben yataktan çıkmadan okuyım modundayım.
      Kitabın içeriğine gelirsek, esmeyi abisinin sebeb olduğu bir olaydan ötürü rüzgarla evlendiriyorlar abisi ve babası. Tabi hırçın kızımız esmenin evlendiği oğlanda deli mi deli, piskopat mı piskopat, yakışıklı mı yakışıklı, yaralı mı yaralı, mafyalı mı mafyalı... Allahım rüzgar ona asibileştikçe esmede onu kışkırttıkça olanlar oluyor tabi daha ilk karşılaşmalarında. Sonra esme daha temkinli davranıyor çekiniyor rüzgardan. Esmenin annesinden ayrı kalmasına, babasınla abisinden nefret etmesine bir güzel oturup ağlamıştım kitabı okurken. Başta birbirlerine o kadar kin ve nefret doluydular ki zamanla rüzgar bir nebze yumuşasa da esmenin yumuşaması Allah selamet versin çocuğun burnundan geldi. Hele ki ikilinin mesajlaşma sahneleri ve birde karşı takımlarda rakip olup futbol oynadıkları sahneler var ki gül gül bir hal oldum. 
     Çok fazla derine girmeden şöyle bir üstten geçtim ki heycanı kaçmasın. Ama mutlaka okuyun derim. Bu kitap bana o zamanlar o kadar iyi gelmişti ki depresyondan çıkarmıştı beni resmen. 594 sayfa olduğunu görüpte korkmayın sakın bir çırpıda bitiyor evelallah :)
                                                                                                                    10/10

"Bazen...Bazen kafamı karıştırıyorsun"
"Emin ol senin kadar değil."


"Sesin düzeldiğine göre, hala neden mesajla konuşuyoruz anlamadım! Şu lanet olasıca telefonu aç, sinirleniyorum artık. Beni kızdırmaktan zevk mi alıyorsun. Özledim sesini!"

"Evet,böyle çok iyi, sesini duyunca sinirlerim kaldırmıyor. O zaman da hasta masta demiyorum biliyorsun? Sen zaten haberlerini her bir yanımı saran ordundan alıyorsundur. Bilseydim yazmamı istemediğini yazmazdım. Neyse boşver iyi akşamlar sana..."

"Esme saçmalama! Konuşmuyorsun bari mesajlarıma cevap yaz. Sana istemediğimi söylemedim. sadece sesini duymak istediğimi söyledim.Bazen çocuklaşıyorsun farkındasın değil mi? "




10 Kasım 2017 Cuma

Hırsız ve Güzel Kitap Yorumu


 Dorian Blackwell, Ben More’un Blackheart’ı, acımasızdı.Taş yürekli Dorian, Londra’nın en zengin,önemli adamlarından biriydi ve kendisine haksızlık edenlerden intikam almaktan çekinmezdi. İstediğini elde etmek için ölümüne savaşırdı. Güzel, masum ve dul olan Farah Leigh Mackenzie de buna dahildi. Çok geçmeden Dorian güzel kadını kendi malikânesine kaçırmıştı. Tek sorun, hayatını tehlikeye atabilecek önemli bir sır taşıyan Farah’nın kendini kukla gibi oynattırmamasıydı. Onu güvende tutmanın tek yolu Dorian’ın tutsağı olmaktan geçiyordu. Dorian ise inanılmaz bir teklifte bulunmuştu: Onu koruma altına almak için Farah ile evlenecekti fakat karşılığında Dorian’ın düşmanlarını alt etmek için sırrını kullanmayı kabul edecekti. Ben More’un Bleackheart’ının hesaba katmadığı bir şey vardı, o da Farah’nın aralarında uyandıracağı ve ikisini de esir edecek tutku. Kaçırdığı kadının, çoktan yitip gitmiş olduğunu düşündüğü kalbine dokunabilecek tek kadın olması mümkün müydü?

Şu aralar hangi kitabı okumaya başlasam sıkılıp bırakıyorum. Hırsız ve güzeli de ne ara aldığımı bile hatırlamıyorum bir ara almışım ama iyi ki almışım. Yazarın bu yayınlanan ilk kitabı ülkemizde araştırdığım kadarıyla. Ya ben senelerdir bu kadar farklı konulu, böyle güzel, karakterlerin diyaloglarının bu kadar zekice yazıldığı ve çevrildiği bir roman okuduğumu hatırlamıyorum. BA-YIL-DIMMMMMM. 

Yazarı ve çevireni bulsam sevgiden boğabilirim. Ve çevirmene gelirsek, bence tüm çevirmenler bige turan gibi olmalı diyorum. Buradan yayın evine de sesleniyorum lütfen elinizi çabuk tutun bu kadının tüm romanlarını okumak istiyorum. Romana gece yarısı başlamıştım ve sabah oldu, güneş tepeye çıktı ve ben Hırsız ve Güzel bitesiye kadar elimden bırakıp hiç bir şey yapamadım. 
    İçeriğine gelirsek, roman önce onyedi yıl önceki olayları anlatıyor. Fazla derine girmeden anlatıyım. İki küçük çocuğun birbirlerine tutunuşunu ve yetimhanenin o zamanki acımasızlıklarından, birbirlerine sığınmalarını ve yakınlaşmalarını anlatıyor. Bir dizi olaylar sonucunda bu iki çocuk birbirlerinden ayrılıyorlar. Ama farah douganı hiç mi unutamıyor. Yıllar geçince herkese müzmin bir dul olarak kendini tanıtıp, katiplik yapıyor. Tabi kızımız yirmi sekiz yaşında olsa bile etrafında erkekler pervane. Birgün işyerinde Ben More’un Blackheart’ıyla karşılaşıyor. Yıllar sonra farah ilk defa bir erkekten bu kadar etkileniyor tabi Ben More’un Blackheart’ı da farahtan aynı ölçüde etkileniyor. Dorian bildiğiniz yeraltı dünyasının o zamanların en güçlü mafyası. Polisler dorianı bir türlü tutuklayacak suçunu yakalayamıyorlar. 
      Bir gece ansızın Ben More’un Blackheart’ı farahı kaçırıp sonra bayıltıp sonrada Ben More'a kaçırıyor. Tabi burada dorian farahla belirli durumlardan ötürü evlenmek istiyor. Farahta az mı, koskoca Ben More’un Blackheart’ına kendini ezdirir mi bir şartla seninle evlenirim diye tutturuyor eeee o şartı da kitapta okuyup öğrenin artık.
    Uzun lafın kısası öyle güzel atışmaları var ki ikilinin keşke 1000 sayfalık bir kitap olsaydı da ben dorian ve faraha doysaydım.

                                                                         10/10
Yüzündeki kayıtsız ifadeyi korumakla güçlük çekerek yavaşladı ve botlarını yere mıhlayıp bir adım daha atmadı. Böyle durumlarda kontrolünü kaybedenler için söylenen bir deyim yokmuydu? Ateşe uçan pervane mi? Güneşe yakın uçan bilmem ne mi?


"Tabii. Mesela Highland'deki gizli kalende sır gibi sakladığın, egzotik cariyelerden oluşan bir hareme rastlamadım" Tanrıya çok şükür dedi içinden.
"Onları burada mı tuttuğumu mu sanıyorlar?" 
"Tam da anlatıkları o hain kötü adamsın!"Farah sinirden peçetesini ona fırlattı.  
Dorian peçeteyi yakaladı."Beni sevmiyorsun zaten" dedi hafifçe."Ne fark eder?"











Sen benim kanımdansın, benim kemiğimdensin.
Sana bedenimi veriyorum, ikimiz bir olalım diye.
Sana ruhumu veriyorum, ölene dek beraber olalım diye.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Gülün Sözü - Brenda Joyce Kitap Yorumu


    Düşmana esir düşen güzel bir prenses, tehlikenin ortasında arzu ve sevgiyi bulabilir mi? İskoçya'nın asi ruhlu prensesi Mary, Norman işgalciler tarafından, kimliği bilinmeksizin kaçırılmıştır. Güzel olduğu kadar inatçı genç kadın, kim olduğunu düşmana açıklamamakta diretmekte, sadakatinden ödün vermemektedir. Güçlü bir Norman lordu onu kollarına aldığındaysa tutkunun ve umudun gücünü keşfedecektir.                               Hayatını ülkesine adamış soylu bir savaşçı, mantığına değil, aşka güvenmeyi başarabilir mi? Savaşlarla katılaşmış, cesur şövalye Stephen de Warenne, fethettiği her şeyi kanının son damlasına kadar sahiplenip savunmakta kararlıdır. Buna, ruhunun en gizli özlemlerini uyandıran, altın saçlı esiri de dahildir. Genç savaşçı, Norman ve İskoç topraklarını kasıp kavuran çatışmaların ortasında, aşkın ateşinin savaşınkinden çok daha parlak olduğunu anlamaya başlayacaktır. Yalnız ruhların ve parçalanmış ülkelerin kaderi âşıkların ölümsüz yeminiyle değişebilir mi? 

   

     Uzun zamandır bir romanı bu kadar çok beğendiğimi hatırlamıyorum. Tabi kapağının çirkinliği konusuna girmek dahi istemiyorum. Roman sanki muhteşem yüzyıl izliyormuş hissi veren bir orta çağ romanı. Bunun sebebi de Brenda Joyce der susarım. Bu kadının şu zamana kadar beğenmediğim romanı yoktur. Bu romanı da ne kadar översem öveyim az kalır. Kitabın içeriğine değenecek olursam:
     Kitap 1093'lü yıllarda geçiyor. O zamanın iskoç prensesi Mary, bir gece vakti köylü kıyafeti giyerek saraydan ayrılıyor. Tabi amaçı çoçukluğundan beri aşık olduğu nişanlısıyla kaçamak yapmak. Ama canım iskoç prensesini köylü sanıp norman askerleri ele geçirmesin mi. Tam askerler Mary'i paylaşamazken, herkesin Kont'un piç oğlu olarak adlandırdığı,  
Stephen de Warenne yaralı bir halde onu askerlerinin elinden kurtarır ve kendine alır. Karakterlerimizin ilk karşılaşmalarından sonra Stephen onun basit bir köylü olduğuna inanmaz ve Mary'i ne olduğu konusunda sıkıştırmaya başlar. Asi prensesimiz tabi ki ne olduğunu itiraf etmez.
   Stephen da başka birinle nişanlıdır. Bir şekilde Mary'nin iskoç prensesi olduğunu öğrenir ve onunla evlenmek ister. Mary'nin babası ne kadar evlenmelerini istemese de Mary ve Stephen evlenirler. 
   Daha fazla derine girmeyim çünkü bu sadece olayların bir parçası.  Yazar kitabı ince ince işlemiş sanki. kitapta o kadar çok olay ve karakter mevcut ki.Bu kitap bence en güzel Brenda Royce kitaplarından güzeldir. Tabi yazarın her kitabı güzel de bu başka. Bence kesin okumalısınız :)

                                                                                 10/10


Muhteşem bir kırmızı gül...
Genç kadın şaşırarak duraksadı. Sersemlemiş bir halde Stephen 'a baktı;
 genç adam tembelce ona bakıyordu. 
"Bunu nereden buldun?"
"Tuhaf  bir durum değil mi? Kış ortasında bir gül. Senin için, benden bir hediye" 


28 Eylül 2017 Perşembe

Bir Avuç Aşk - Brenda Joyce Kitap Yorumu

 
  "Denizlerin belası" olarak ün salmış Britanya Kraliyet Donanması Kaptanı Devlin O'Neill, babasını vahşice öldüren Kont'tan intikam alma arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Malını mülkünü elinden aldığı Eastleigh Kontu'nu neredeyse tamamen yıkıma uğratmış olmasına rağmen, son büyük darbeyi indirmek için doğru zamanı kollamaktadır. Kont'un güzeller güzeli Amerikalı yeğeni ortaya çıkınca gerçek bir intikam fırsatı yakalamış olur.
  Virginia Hughes doğup büyüdüğü ve büyük bir sevgiyle bağlı olduğu çiftliği Yaban Gülü'nü borçlarından kurtarmaya kararlıdır. Amcasının, gerekli parayı kendisine vereceği ümidiyle İngiltere'ye doğru tek başına yola koyulur. Ancak yolun yarısında Devlin O'Neill tarafından kaçırılır. Genç ve güzel Virginia, fidye elde etmek için tehlikeli bir oyuna girişen Devlin'in soğuk ve çıkarcı kalbini de ateşe atmak üzeredir.

 Yazar öyle güzel yazmış konuları ve olayları öyle güzel bağlamış ki hiç bitmesin istedim. Hani bazı kitaplar vardır şöyle kitaptan 4 sezonluk dizi çıkar ya işte öyle bir kitaptı. Kitabın karakterlerine gelecek olursak. 
    Devlin küçüklüğünde babasını gözlerinin önünde öldürmelerini yaşamı boyunca kaldıramamış, babasına öldüren adama kadar sonuna kadar mahvolması için her şeyi yapacak kadar gözü dönmüş ingiliz donanma kaptanı. Virginia ise deli dolu, saf, çok çabuk saçmalayabilen, o zamanın tipik kız anlayışından çok çok farklı bir tarza ve güzelliğe sahip olan menekşe gözlü kızımız.
        Devlin Eastleigh kontuna son darbeyi indirmek için Virginia'yı kaçırıyor. Tabi karşısında hiç daha önce hiç karşılaşmadığı bir türden kadın çıkacağını hiç hesaba katmamıştı. Virgina onun elinden kurtulmak için yapmadığı entrika, girmediği kılık kalmadığı başlarda.Baya komik sahneler ve didişlemeler mevcut bu anlarda romanda. Sonra aşık olunca gitmek ve kalmak arasında bocalayıp durdu.
          Devlin onu herkese bayan arkadaşım diye tanıtınca Virgina'na adının çıkmasını dert etmese de içten içe Devlin'e hep kırıldı. Devlin de yanlış yaptığını biliyor ama evlenmeyi yinede düşünmeyen biri. Ne saydırdım o sahnelerde ona. Kızın onun yüzünden başına gelmeyen kalmıyor. Neyse ki Devlin'in annesiyle üvey babası duruma el koyuyorlar.

         Kitap beni baya tatmin etti. Böyle güzel ve karakterlerin bu kadar güzel anlatıldığı kitap çok az artık. Ama yazarın kötü kitabı çok az zaten. herkese tavsiye ederim. Okumayanlar, hep aynı konuyu okumaktan sıkılanlar bu roman sizlere ilaç gibi gelecektir:)

                                                                      10/10





  "Neredeyse kazanacaktım" 
  "Zaferin yanına bile yaklaşamadın Bayan Hugnes. Yaklaşamayacaksın da. Eğer benimle savaşmak istiyorsan o başka." 
  "Bir gün senin mezarının üzerinde keyifle dans edeceğim, adi herif" 
  "Ona ne şüphe."