aşk romanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk romanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2019 Pazartesi

Şehvetin Kölesi - Kresley Cole Kitap Yorumu


Ezelî düşmanlar… tehlikeli aşk.

Nefes kesen öpücüğü aklından çıkmıyordu…
Lykae klanından Bowen MacRieve, eşinin ölümüyle yıkılmıştır. Acımasız savaşçı kalpsizleşmiş ve o günden sonra hayatına kimseyi sokmamıştır… ta ki düşmanı Mariketa, içindeki en karanlık arzuları uyandırana dek. Şeytani güçler kıza karşı birleştiğinde, Bowen onu hayatta tutmak için tüm gücünü kullanacaktır.

Yavaş, ateşli dokunuşları dayanılmazdı…
Geçici bir süreliğine güçlerini kaybeden Mari, ezelî düşmanına güvenmek zorunda kalır. Bowen’ın taşlaşmış kalbini kimsenin
yumuşatamayacağı söylenmektedir ama aralarında tutku alevlenmeye başlamıştır. Birlikte olmaları mümkün olmasa da, Bowen’ın Mari’yi bırakmak gibi bir niyeti yokmuş gibi görünmektedir.
Mari ve Bowen dört bir yanlarını saran kötülükten kurtulmayı başarabilecek midir? Mari, bedenini ve ruhunu isteyen Bowen’ı reddedebilecek midir? Yoksa ateşli düşmanı için her şeyi riske mi atacaktır?

 Immortal after dark serisinin dördüncü pegasus tarafından yayınlanan üçüncü kitabı şehvetin esiri, şu an yayınlanan tüm kitapları severek okumuşumdur ve bazılarını bazılarından daha çok beğenmişimdir. İşte bu roman en beğendiğim (daha iyileri çevrilene kadar). Keşke yayın evi kalan kitapları bir önce çevirse...

  Geçen sene yaz aylarında okumuştum en son yayınlanan kitabı halen daha serinin devam kitabından haber yok. Dileyim ki inşallah çevriliyordur tüm temennim o yönde. 

     Kitabın içeriğine gelecek olursam;  Bowen Macrieve, 1200 yıl önce kendinden kaçarken ölen eşini geri getirmek için kahin Nix'in öngörüsüyle Hücuma katılır. Hücumu kazanırsa geçmişe iki kez dönüp onu değiştirebilme hakkında sahip olacaktır. Onun acısıyla yıllarca yaşamış, klanından biri eşini kaybettiğinde onlarda kendilerini öldürdükleri halde Bowen kendini öldürmemiştir. Her yılda onu geri getirecek yollar aramayı hiç bırakmamıştır.

    Beklenen Mariketa bir cadıdır. Beklenen olmasının verdiği sorumlulukla kendisini göstermek için hücuma katılır. Bowen ile ilk defa orada karşılaşırlar. Bowen onun yüzünü göremese bile girdikleri yeraltı mezarlığında bir şekilde Mariketa'nın kırmızı cübbesini düşürür ve Mari'nin yüzünü görür. 
     
   Mari'ye karşı hissettiği duygular yüzünden bocalayan Bowen, oyun boyunca ölen eşini geri getirmek için mücadelere odaklanmasını istediğinden en iyi çareyi Mari'yi oraya hapsetmekte bulur. 

     Lykaelerin tek eşleri olur ve eğer o eş ölürse lykaenin de ölmesi beklenir. Bowen Hücumu kaybettikten sonra Mari'yi oradan çıkarmaya geri döner. Ama onu ordan çıkardıktan sonrada inanamaz eşi olduğunu çünkü onlara tek eş verilir. Yinede cadılardan nefret etmesine rağmen Mari'den uzak duramaz. 

     Sonuç olarak bence bu tür olarak herkesin beğeneceği bir kitap. Seriye bu kitapla başlamış olmamda benim için çok bir kayıp olduğunu düşünmüyorum şayet her kitapta farklı karakterler birbirinden bağımsız konular yer almakta. Bu seriye halen daha başlamamışsanız çok geç kalmadınız çünkü bizim gibi serinin kitaplarını çok beklemektense çevrilmiş olanları okuyup uzun süre keyifli bir vakit geçirebilirsiniz. Sağlıcakla kalın :)

10/10


Mari aniden insanların neden kaybedilmiş bir savaşta mücadele ettiklerini anladı; çünkü birşeyi yeterince fazla isterseniz, uğrunda mücadele etmekten başka bir şey yapamazsınız. 

- Beklenen Mariketa


Ama sahip olduğum tek güzel şey sensin. 
- Bowen Macrieve


Bowen sessiz kalınca mırıldandı. "Nasıl göründüğümü bilmediğimi sanıyorsan, biliyorum. Benim için kelebekler, faunlar ve ötücü kuşlar yok" En sonunda Bowen'a baktı. "Gerçek bir masal prensesinden, para için öldüren kötü bir cadıya geçmek senin için zor olmalı." Kendi sözlerine kaşlarını çattı. "Sanırım bu  bölümdeki kötü kadın ben oluyorum."
"Belki de bu nedenle birbirimize uyuyoruz." Nasıl oluyordu da onun özündeki gücü kabul edemezken, içindeki canavarı Mariketa'nın kabul etmesini bekleyebiliyordu? "Eğer sen kötü kadınsan, benim de bir canavar olduğumu unutma."

5 Mart 2019 Salı

Karanlığın Külleri - İlknur Birdal Kitap Yorumu


Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi?
Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? 
Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi… 
Amansız bir mücadeledir aşk; kendinle savaşırsın, duygularınla savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acısıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Âşık olduğunda savaşmayı göze almalısın. 


“Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan âşık olacak.



Şu kitabın kapağı için bile blogumda yorumlayabilirim. Çünkü sizde görüyorsunuz anlatmaya gerek yok değil mi ?Fantastik romanlardan sonra iyi geldi bu kitap. Bayadır bu türü okumamıştım. Ki ruh halim baya dalgalanmalar yaşamadı değil. Böyle bir zamanıma gelmesi beni kitaba daha çok bağladı. Başka zaman olsa bu kadar kısa sürede okurmuyum bilmiyorum. Genel olarak güzel bir kitaptı. Ama kesinlikle çok fazla beklentiye girmeden okumaya başlayın derim. Kitap benim için iki bölümden oluşuyor. Sizde okuyunca anlarsınız ne demek istediğimi. Ama ne yalan söyleyeyim ben birinci kısmını daha çok sevdim :) Kitabın konusuna gelecek olursak;
   Afra 30 yaşına yaklaşmış, babasını Devrimi tanıdıktan çok kısa bir zaman sonra kaybetmiş, o günden sonra şirketin başına geçmiş başarılı bir iş kadını... İtalya'da staj yaptığı dönemlerde görmüş Devrim Demiri. O gündür bu gündür aklından çıkaramamış, platonik aşkı günden güne içinde daha da büyümüş. Belkide Afranın kitapta bahsettiği gibi yaşadığı her kötü olayda içindeki Devrime tutunması da aşkını yaşatmış ve büyütmüş. İtalyada karşılaştıktan sonra 6 yıl geçer. Afra Devrim'i gittiği her yerde takip eder. Devrimin kimlerle takıldığını, ne zaman nerde olacağını adı gibi bilir Afra. Ve o çok uğraşlarının sonunda Devrimin şirketinle anlaşma tamamlanınca Afranın Devrimin hayatına giriş sahne perdesini yine kendi açar ve Devrimin hayatına bomba gibi giriş yapar.
    Devrim kendi iş yerlerinde başarılı bir mimardır. Hayatına Afra'dan önce Selin girmiştir ki ne kadını unutabilmiş ne de hayatına devam edebilmiştir. Ailesiyle Slin yüzünden aralarında uçurumlar oluşmuştur. Afranın hayatına girmesiyle tam anlamıyla nevri döndü garibimin :) Afra ne çektirdi be sana. Tamam Devrimde çektirmedi değil.  Afra resmen amazon kadını gibi savaştı Helal olsun. Ağzından girdi burnundan çıktı Devrimi kendine aşık etti.
    Devrim o aşktan kaçmak için atmadığı takla çevirmediği dolap kalmadı.Ama Afradan yinede kurtulamadı. Genel olarak konusu farklıydı benim açımdan ve kitapta gerçekten çok güzel sözlerde mevcut 1000k da paylaşımlarım tavan yaptı :) Sağlıcakla kalın...

10/7

Kim katletti neşeli gülüşlerini? Hep böyle miydi sevmelerin; bir parça hüznü acıyla yıkayan?

Aşk yüreğin kanatlanıp uçmasıydı kendi bedeninden. Hangi yöne konacağı büyük bir muamma. Gönlün gönlüm üstüne...Selam olsun yüreğimin sevdiği o güzel sevgiliye...

Vedalar değildi gözlerden yaşı akıtan...Dilin ucuna kadar gelip, geldiği gibi geri giden yaşanmışlıklardı.

"Gözlerinden önce yüreğim yüreğine vurulmuş Devrim, kırsan da senden gidemiyorum işte" -Afra

"Şu halde tutturdun ya gidelim diye helal olsun sana. Bende elinden kurtulamadım ya bana da helal olsun."
"Yine şikayetcisin bakıyorum da. Sayemde insan içine çıkacaksın. Her gece sarhoşları görmektense bu gece birkaç tane normal insan görürsün." Devrim diline kadar gelen küfrü geri yuttu. Afra'nın her saniye kendisine yaslanmasını önemsememeye çalıştı.
"Şu halde sinemaya giden sen, normal biriysen normalden kastını inan öğrenmek dahi istemiyorum."
"Evde oturmaktan sıkıldım" dedi, ait dudağını bükerek ve Devrim'e belli etmemeye çalışarak adama biraz daha sokuldu.
"Bedenimin herhangi bir yerinde kalbime gizli bir geçit yok güzelim. O yüzden dibime dibime sokulmaktan vazgeç."

27 Ocak 2019 Pazar

Zevk Mahkumu - Kresley Cole Kitap Yorumu


Sahip Olamayacağı, Baştan Çıkarıcı Bir Güzellik...
Cadeon Woede sonsuza dek unutamayacağı hatasını telafi edebilmek için her şeyi yapmaya hazırdır. Bu uğurda kullanıp atmayı plandığı Holly Ashwin'i ele geçirmesine rağmen, kefaretinin anahtarı olan kadın, Cadeon’un geçmişindeki hata kadar zihnini meşgul etmeye başlar.
Korkması Gereken Fakat Uzak Duramadığı, Acıların Pençesindeki Bir Savaşçı…
İnsan olarak yetiştirilmiş Holly onu nedense paha biçilemez bir hazine gibi koruyan vahşi bir iblisle karşılaşınca tüm korkunç efsanelerin gerçek olduğunu öğrenir. Cadeon’un kanatları altında mit ve büyü dolu yepyeni bir dünyaya savrulan Holly, iblisin dokunuşlarını arzulamaya başlayacaktır…
Karanlık Tutkulara Teslimiyet...
Holly’nin şüphelerini zorla da olsa yıkan Cade, en derin ihtiyaçlarını giderebilecek tek kadının kalbini mi çalacak, yoksa güvenine ihanet mi edecektir?


  İlk önce gena kitap yorumları yayımladığıma bakmayın genadan önce kresly kitapları vardın hayatımda :) Uzun bir aradan sonra hepinize merhaba...

  Romanın konusuna gelecek olursak sizi temin ederim ki adınla ve kapağının içeriğinin ilişkisi bulunmayan bir kitapla karşı karşıyayız. Kitap alacakanlığa bin basar :) Zevkler ve renkler tartışılmaz ama bu benim zevkim çünkü nerdeyse yayınlanmış tüm kitaplarımı okudum ki Kresly Cole'nin en vasat kitabını bile bitirmeden elinizden bırakamıyorsunuz. Bu yeni okuduğum ve sıcağı sıcağına yorum yapacağım.Kitapta en iyilerden değil ama kitap bir şekilde (sonun nasıl biteceği merakıyla) elinizden bırakamıyorsunuz.
  
 Gel gelelim kitabımızdaki karakterlere... Cadeon Woede bir iblis prens. Onun değişiyle kaydebilmiş bir tacın prensi. Abisinin tacını ve tahtını kaybetmesinde bir şekilde sorumlu kendisi ve hep onun acısıyla yaşamış. Abisinin topraklarını ele geçiren Omort'u öldürmenin tek yolu yine Omort'un kardeşinin yaptığı kılınçla öldürülecek olması. Ve iş başa düşüyor Groot kılınç karşılığında Woede'lerden aracıyı istiyor...
    
   Holly.. Holly deyince artık aklıma gelen sözcük KODLAR KENDİ KENDİNİ YAZMAZ... Holly evlatlık verilen insan ailede büyümüş bir valkyrie. Lakin kendisi irfandan olduğunun farkında değil. Kendisi matematik üzerine doktorasını vermeye hazırlanan bir akdemisyen.
    Cadeon bir gün Holly aradığı üniversiteye abisiyle birlikte bir şekilde yolu düşer ve Holly görür. Cade onu gördüğünde onun kaderindeki eşi olacağını bilir. Holly'i her yerde izlemeye başlar. Onun karşısında kendisine ev tutar onun takıntılarını, temizlik hastalığını, hobilerini, kimlerle takıldığını kısacası her saniyesini takip etmeye başlar. Holly insan olduğu için karşısına sadece ilk karşılaştıkları gün çıkmıştır ki zaten bir ölümsüzle bir ölümlü olmazlardı. Ona yaklaşmaya cesaret edemez taaki Holly'nin aracı olduğunu öğrendiği ve onun korkunç bir vampir tarikatı tarafından kaçıldığını duyasıya kadar...
    Sonunu merakla beklediğim bir kitap oldu. İblis Kralın Öpücüğü kitabından beri ki onu önce okumuştum bu kitapta olayların nasıl bağlanacağını merakla bekliyordum. Ki olaylar kısmını beğensemde son kısımda daha çok yazmasını isterdim yazarın. KIsacası serideki her kitap gibi bu kitapta yazarın hayal gücünün çok güzel yansımasıydı.
     Kitapta çok beğendiğim gülen kadınlar köprünün hikayesini paylaşmasam olmazdı değil mi ? :)  Sağlıcakla kalın...
   
                                  10/7.5

Holly konuştuğunda gözlerinde üzüntü ifadesi vardı."Dokuz yüz yıldır bu suçluluk duygusuyla mı yaşıyorsun? Zaman tüm yaraları sarar sözüne ne oldu?"
Cadeon kızın gözlerine baktı."O bir yalan."

İki yanından bir adım mesafedeydi. Dehşet içinde donakaldı.
Yaylım ateşini bastıran bir haykırma sesi geldi. Cadeon ona ulaşmak için mermilerin önüne atladı. Onu kollarına alarak göğsüne bastırdı. Atışlar tamda da onlara ulaştığı sırada Cadeon vucüdu onunkini milimi milimine kaplayınca kadar onu duvara bastırdı.
İlk mermi isabet ettiği zaman, kadını tehlikeye atmamak için dönüp kaçmayı göze alamayacağından, dişlerini gıcırdatlatmakla yetindi. Holly gözyaşlarına boğuldu. İki mermi, üç, dört...
Cadeon başını eğerek onu süzdüğünde o keskin gözleri Holly'i yiyip bitirir gibiydi, tıslarcasına, "Bir daha asla... benden kaçmayacaksın. Tamam mı ?" dedi.
"T-tamam" diye kırılgan bir sesle fısıldayna Holly adamın iri bedeninin her sarsılışında daha güçlü çığlık atıyordu.


Gülen Kadınlar Köprüsü, Kansuyu Nehri

"Resmi olarak adı Kansuyu körüsü. Burası otuz yıl öce çürük olduğu için kapatılamış bir köprü. Yalnızca yerliler buraya Gülen Kadınlar diyorlar çünkü hayaletlerin musallat olduğu varsayılıyor. İlk ölüm 1899 yılında köprü inşaa edilirken geçekleşmiş.Bir işçi, köprünün ayağını oturtmak için kullanılan tahta kalıbıniçine düşmüş. Ne yazık ki kalıbın içi yarıya kadar sıvı beton doluymuş. Diğerleri işçiyi oradan dışarı çıkaramadan adam dibe batmış. Beton o kadar hızlı sertleşmiş ki ustabaşı köprünün ayağını patlatmak yerine cesedi orada bırakmaya karar vermiş. Bundan sonra yerliler köprünün ölüme aç olduğun söylemişler. Suyu kırmızıya boyuyan nadir bir kil varmış. 1900'lerin bir seri katil öldürdüğü kişilerin cesetlerini oraya atmış. Adam on üç kadını öldürüp, iddia edildiğine göre nehri beslemek için köprüden atmış" (TAM MÜGE ANLI'LIK :))


1 Mart 2018 Perşembe

En Karanlık Öpücük - Gena Showalter Kitap Yorumu



Birçok erkeği baştan çıkardı…

Fakat hiçbir zaman aradığını bulamadı. Bugüne kadar…
   Asırlardır hayatta olmasına rağmen Anya, anarşi tanrıçası, bugüne dek tutku denilen şeyi tatmamıştır.      Lucien’la karşılaşana dek… Lucien, ruhları öteki âleme taşıyan bir savaşçıdır ve daha ilk görüşte Anya’nın dikkatini çekmiştir. Lucien’ın büyüsüne kapılan Anya, onu elde etmek için artık her şeyi göze almıştır.
     Fakat Kronos, Yeraltı Dünyasının Efendisi Lucien’ın Anya’yı tutsak etmesini emretmiştir. Şimdi Lucien ve Anya içlerinde birbirlerine karşı güçlü bir arzu taşırken onları kontrol eden bu güçlere karşı da savaşmak zorundadır.
   Sonsuza dek lanetlenmiş, karşı konulamaz bir şekilde baştan çıkarıcı ve kesinlikle çok ateşli savaşçılar…

Karanlığın Efendileri.


Süpperdii.. Anyacım, Ashlyn ile ikinizi tek geçerim bebeğim. Güzel romanın konusuna geçmeden önce size tavsiyem kesinlikle seriyi sırayla okuyun. Serinin birinci kitabı daha çok tanıtma amaçla yazıldığı bu kitapta daha çok belli oluyor. Tam anlamıyla fantastik öğesi birinci kitaba göre "ben bu seride varım" diyor. Diğerinde daha çok aşk ön plandaydı. Bu romanda ne isterseniz bulabilirsiniz. Avcılar? - evet, Bilim-kurgu? - tabikii. Aşk? - kesinlikle... Fantastik bir güzel çirkin romanı arıyorsanız en karanlık öpücük tam size göre.
     Karakterlerimize gelirsek lucien içinde ölüm iblisini bulunduran karanlığın efendisi ve Budapeşte yaşayan savaşçıların lideri. Lucien yıllar önce bir kadına çok sevmiş ama kadın ölümlü olduğuiçin ölme vakti geldiğinde lucien kadının ruhunu almayı reddetmiş. Elinde sonunda kadını mecburen diğer tarafa götürmek zorunda kaldığında kendine işkence eder.Yüzünü durmadan keser ve bu yaralarının izlerinin kalıcı olması için dua eder. Aradan yıllar geçsede dış dünyaya kalbini tamamen kapatır. Bu yaraları onu kimse sevmesin diyede yapar. Amma velakin diğer kitabın sonunda bildiğiniz gibi anya onu bulana kadar...
     Anya anarşi tanrıçası ve tabiki ölümsüzdür. Ama tanrılar tarafından ölüm emri çıkarılmış, her tarafta aranmaktadır. Şans eseri lucienı görür ve görünmez olarak onu izlemeye takip etmeye başlar. Lucienın kalbinin güzelliği etkiler anyayı. Aslında anyada dünya güzeli. Bir gece ansızın lucienın karşısına çıkar. Lucien onun yem olduğunu düşünmektedir. sonuçta lucien çirkin anya fazlasıyla güzledir. Burda tam sahneye kronos çıkmasın mı! Tutturmasın mı luciena anyayı öldür diye! Sen geber kronos.
      Lucien anyayı öldürmeye çalışırken aşık olur. Ah anya aşkı için neler yaptı bu kız. Lucienın boğazına bıçağı dayadığında - lucienı öldürmezse, lucien anyayı öldüreceğini bile bile- kıyamaz. Lucienın kalbine hançeri saplar. (lucien ölümsüz sadece boğazı kesilirse ölebilir) Zavallı lucien anya onu tam kalbinden vurmuş aşkın ortasına kasırga gibi çekmiştir.
        Sonra tabikide lucien kaçar anya kovalar. Allah aşkına lucienı onu öldürmek için kovalaması gerekirken anya ondan uzak duramayıp, ışınlanıp ışınlanıp adamın etrafından ayrılmaz. Bu olaylar sadece girişin tamamı bile sayılmaz. Anyacım allem etti kallem eti aldı lucienı. 
     Sonuç olarak romanda çok fazla olay ve aksiyon mevcut aşkın yanında. Eğer Kresly Cole seviyorsanız bu seriyi kaçırmayın derim. Ve en karanlık geceyi okuduysanız bununla devam etmenizi öneririm.
10/10

Ama Anya onun diğer yarısıydı, daha iyi olan yarısı... -Lucien




"Benimle dans et."
"Hayır."Boğuk, zor duyulan bir sesle.
"Beni çekici buluyor musun çiçek?"
Gözünün altında bir kas seğirdi. "Benim adım çiçek değil."
"Peki o halde. Beni çekici buluyor musun kurabiyem?"
Seğirme çenesine sıçradı. "Seni nasıl bulduğumun bir önemi yok."
"Bu gerçekten sorumun yanıtı değil," dedi.
"Olmak zorunda değil."






24 Şubat 2018 Cumartesi

En Karanlık Gece - Gena Showalter Kitap Yorumu



Güçleri… İnsanüstü
Tutkusu… Sonsuzluğun ötesinde…
  Geçmişten gelen sesler tüm hayatı boyunca Ashlyn Darrow'a acı çektirmiştir. Bu kâbusa bir son vermek için Budapeşte'ye giderek doğaüstü yetenekleri olduğu söylenen adamlardan yardım istemek durumunda kalır. Ancak grubun en tehlikeli üyesi ve kendi cehenneminde tutsak olan Maddox'ın kollarına sürükleneceğinden bihaberdir.
  İkisi de acılarını dindiren bu ani açlığa karşı direnemez ve karşı konulmaz bir tutkunun kıvılcımları alevlenir. Ancak her sıcak temas ve yakıcı öpücük onları yok oluşa… ve aşkın en zorlu sınavına doğru götürecektir.
  Sonsuza dek lanetlenmiş olmalarına rağmen Karanlığın Efendileri karşı konulmaz bir baştan çıkarıcılığa ve akıl almaz boyutlardaki güçlere sahiptir. Gena Showalter'ın bu yeni ve inanılmaz serisini kaçırmayın…




Uzun zamandır bu kadar akıcı bir roman okumamıştım. Sevgili okurlar eğer Kresly Cole kitaplaplarına bayılıyorsanız bu seriyi kesinlikle kaçırmamalısınız. Daha yeni tanıştım bu seriyle ve keşke daha önce tanışsaydım diyorum. Geceleri uykular haram oldu durmadan seriyi okur durumdayım şuanda. En Karanlık Gece 'de Gena Sholwalter'ın Karanlığın Efendileri serisinin ilk kitabı. Ve ben şuan üçüncü kitabı okumama karşın pek fazla olay olmasada en sevdiğim kitap bu oldu. Belkide onların dünyasınla ilk defa karşlaştığım için çok güzel geldi.

      Kitabın konusuna gelelim... Esas oğlanımız Maddox ve onun arkadaşları binlerce yıl önce, şeytanların tutsak olduğu kutuyu tanrılar, pandoranın korumasına verince içten içe kıskanırlar. Pandoraya saldırı düzenleyip kutuyu istemeden açarlar ve kutunun içindeki iblisler dünyaya salınır. Maddox o gece pandorayı azap içinde öldüren savaşçıdır. Bunun cezası olarakta yunanlı tanrılar herbirinin içine bir iblisi tutsak ederler. İblisler savaşçılarları başlangıçta tamamen ele geçirsede daha sonra savaşçılarımız onlarla başa çıkmayı öğrenirler. Oh biraz fazla oldu galiba :) Esas oğlanımız Maddox'un içinde şiddet iblisi hapsedilmiştir. Şimdiden söyleyim 3. kitaptayım ve iblisinin en fazla kafasının içinde konuştuğu kişi Maddox'tur. Hayttan soğmuş halde içindeki şiddeti zap etmeye çalışmaktatır. Birde savaşçılarımıza musallat olan avcılarımız var. 
       Aslyn, girdiği her ortamda o yerde binlerce yıl önce konuşulmuş tüm şeyleri istemesede dinlemek zorunda kalmış bir ölümlü. Bu onun için işkenceye dönüşmüş, annesi babası onu istememiş, bu yüzden arkadaşlık kuramamış, bir araştırma enstitüsü tarafından kullanılmaktadır. bu sorunundan kurtulmak için yollara düşer ve savaşçlarımızın kalesinin önünde Maddoxla karşılaşır. Maddox onun avcı olduğundan şüphlenir başlarda. Ama Aslyn o kadar masum ki Maddoxla ilk karşılaştıkları andan itiberen onun yanında sonsuz huzuru bulur ve sesler kesilir. Yalvar yakar ettikten sonra Maddox Aslyn'ı omzuna attığı gibi kaleye götürür. Maddox'un arkadaşları Aslyn'ı orda istemezler çünkü evlerine ilk defa bir ölümlü alarak Maddox kuralları bozmaya çoktan başlamıştır bile...
       Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Serinin ilk kitabı diye diğer romanların yanında biraz olaysız kalıyor ama yazar karakterleri öyle güzel anlatmış ki hiç mi hiç sıkılmıyorsunuz. Aslyn'ın o masum hareketlerine,o saf hallerine yeri geldi güldüm yeri geldi üzüldüm. Ve son olarak sonundaki olayla aşkın fedakarlık olduğunu yazar muhteşem karakterleriyle anlatıyor.

10/10

Bu onun masalıydı ve prensini kurtaracaktı. -Aslyn




"Enstitü için tüm dünyayı dolaştım ama asla senin gibi birisini hiç hayal etmedim."
"Güçlü?"
Aslyn kendini tutamayıp kıkırdadı."Evet."
"Yakışıklı?"
"Tabii ki"
"Keskin zeka ve kılınç ustalığı?"
"kesinlikle." Yine kıkırdadı. "Ama kastettiğim bir adamın... arkadaşın... insanın. Ah, sana nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum!"
"Senin olarak hitap et. Tüm istediğim bu."







20 Kasım 2017 Pazartesi

Gözlerinin Esareti - Jennifer Royce Kitap Yorumu


  Sevgiye aç bir kadınla...Küçüklüğünden beri aradığı sevgiyi bulamayan Keira Destina'nın tek bir dileği vardı; kendisini gerçekten sevecek bir kalp. Babası tarafından sürekli hoş görülüp, sevgisiz ve korumasız bir hayat süren Keira, şeytanla yaptığı anlaşma sonucu Karanlıklar Lordu'nu öldürmeye kalkıştığında, hayatının altüst olacağından habersizdi. Herkesin, önünde korkuyla titrediği Karanlıklar Lordu tarafından esir alınan genç kız için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.Kalbi buz tutmuş bir adam...Karanlıklar Lordu Kayran için, bu namı almak hiç de kolay olmamıştı. Katıldığı tüm savaşlardan galibiyetle ayrılmış, düşmanlarının korkulu rüyası haline gelmişti. Karanlık ruhunun bir tek savaş meydanlarında ışığa kavuştuğuna inanan bu adam, bir gece çadırına gizlice sızan, asil ama hırçın bir güzelin ölümcül saldırısından kendisini korumak isterken, onu bekleyen sürprizin farkında değildi. Gözlerine ilk baktığı an, bu kızın tanıdığı tüm kadınlardan farklı olduğunu anlamıştı. Genç kızın öfkesinin ve cazibesinin ateşi Kayran'ın buz tutmuş, karanlıklar içindeki kalbini sarmıştı. Genç adam için artık tek bir gerçek vardı: bu asi güzel ona ait olmalıydı!
 Jennifer Royce'un  Türk olduğunu öğrendiğimde baya bir şaşırmıştım. Bizim Türk yazarlarımız çoğu yabancı tarihi aşk romanı yazarlarına göre onlarca kat iyi yazıyor tarihi aşk romanlarını onu anladım. Rita Hunter ve Jennifer Royce  bu işi o kadar profesyonelce yapıyorlar ki yabancı yazarlara bu türü türk yazarlarında yazabileceğini kanıtlıyorlar adeta. Roman  ne sadece keira ve kayra üzerine kurgulanmanmış ne de bir olay üzerinden gidiyor. Kitapta fazlaca karakter mevcut. Tarihi mini dizi kıvamında, içinde aşk ve entrika da mevcut olan bir roman. 
     Gözlerinin esareti 'nin içeriğine girecek olursak, Karanlık lordu kayran 1067 yılının ispanyasında savaş patlak vermeden önce bir gece çadırında yatarken, muhafızlarından sıvışmayı başarmış bir gölge kayranın çadırına başında miğfer ve asker kıyafetlerinle elindeki kılıçla kayranı öldürmek için yatağının başında dikilir. Kayran bu düşman askerini kolaylıkla etkisiz hale getirip kafasındaki miğferi bir çırpıda çıkarır. Ama miğferin içinde genç bir asker yüzü görmeyi beklerken, karşısında gözlerine ilk anda vurulduğu, alev saçlı bir güzel belirir karşısında. Keira ise küçüklüğünden beri babasının (sonradan öğrenecek ki üvey babasının) elinden fiziksel şiddet görmese de piskolojik şiddete maruz kalmış bir kız. O pislik adam bir gün keriayı kılınç kullanırken gördüğünde onu başından atmak için eline bundan iyi fırsat geçmeyeceğinin farkına varır. Keiraya karanlıklar lordunun öldürmeyi ve karşılığında ona istediği sevgi ve saygıyı göstereceğini söyler. Bizim saf kızımız tabi ki gider. Kayranın eline esir düştükten sonra sürü kaçma ve onu öldürme çabaları sonuçsuz kalır.  
     Üvey babasından nefret ettim. Beni başından sonuna kadar içine çeken ve hiçbir bölümünde sıkmayan bir kitaptı. Ben tavsiye ederim konusunu ve gidiş hattını diğer romanlarınkinden baya farklı buldum. Severek okuyacağınız güzel bir kitap eğer daha okumadıysınız sizleri bekliyor...
      10/8



"Belki de, cennetten kavulan şeytanın bir melek olduğunu unutmaması için, Tanrı seni bana bir hediye olarak vermiştir."
"Benim ruhumu da karanlık günahlarınla yak diye mi? Tanrı'ya isyan etmedim, iyi bir kul olmaya çalıştım.Neden böyle cezalandırılıyorum?"
"Kirli ve karanlık bir ruhu kurtararak kazanacağn cenneti hayal et.Belkide dünyaya gönderilme amacın budur."
"Tanrı şeytanı cennetten kovdu ve ben de yeniden cennete gitmesi için yardım mı edeceğim? Teşekkürler ama kalsın.Cennet her zaman şeytan olmadan daha huzurlu olacak."






13 Kasım 2017 Pazartesi

Bana Sevmeyi Anlat - Müjde Aklanoğlu Kitap Yorumu


 "Rüzgâr Esme'yi öğrenecek"
Karanlıktan çıkıp aydınlığa kavuşmanın, cehennemin buz tutup cennetin var oluşuna tanık olun…Sevgisiz bir adamın merhametsiz yüreğine, ilmek ilmek aşkın dokunmasını keşfedin! Tutkunun nefretle savaşını, intikamın aşka yenilişini okuyun…Rüzgar'ın tatlı bir sevdayı kuşanıp, mutlu bir meltemle Esme'sine eşlik edin. Onların aşk şarkısını birlikte söyleyin… O hiç istemese de karanlığın içinde doğdu. Babasının, kara vicdanının ve geçmişinin pis izlerini silmeye çalışarak yaşamayı seçti. Başardı da… Ta ki, kader onun elinden en değer verdiği varlığı alıp, içinde yeşerttiği son insaf kırıntısını da yok edene kadar…
İşlemediği bir suçun müebbet yiyen sanığı olarak, vicdansız bir kalpte hapsedilmesine karar verildi! Acılarla sınanıp, vicdanla temizlenip, aşkla yüceltilmesine…Esme karşısında gördüğü kopkoyu zindan gibi karagözlerin içinde kendini kaybederken, vicdanı tipsiz bir kuyuya dönüşmüş Rüzgar'ın ışığı olabilecek mi? Peki, ya Rüzgâr! Sevmeyi, sevilmeyi; en önemlisi de Esme'yi öğrenebilecek mi? Tutkulu bir aşkın hüküm sürdüğü bu roman ellerinizi yakacak, yüreklerinizi fethedecek...

    Öncelikle neresinden başlasam nasıl başlasam, yani sıkaca kitap beni kendine bağımlı kıldı. Ne zaman aldığımı bile hatırlamıyordum belkide 3 sene olmuştur. Moralimin diplerde olduğu bir şubat akşamı başladım esmeyle rüzgarın hikayesine. Kitabın sıkıldığım tek bir bölümü bile yoktur. Ya feci derecede, dehşetül vahşet bir romandı. Müjde Alanoğlu'nun diğer kitaplarını da araştırdım bu romanı okuduktan sonra. Müjde Aklanoğlu'nun hangi romanını okusam hayran kadım. Müjde yazsın ben yataktan çıkmadan okuyım modundayım.
      Kitabın içeriğine gelirsek, esmeyi abisinin sebeb olduğu bir olaydan ötürü rüzgarla evlendiriyorlar abisi ve babası. Tabi hırçın kızımız esmenin evlendiği oğlanda deli mi deli, piskopat mı piskopat, yakışıklı mı yakışıklı, yaralı mı yaralı, mafyalı mı mafyalı... Allahım rüzgar ona asibileştikçe esmede onu kışkırttıkça olanlar oluyor tabi daha ilk karşılaşmalarında. Sonra esme daha temkinli davranıyor çekiniyor rüzgardan. Esmenin annesinden ayrı kalmasına, babasınla abisinden nefret etmesine bir güzel oturup ağlamıştım kitabı okurken. Başta birbirlerine o kadar kin ve nefret doluydular ki zamanla rüzgar bir nebze yumuşasa da esmenin yumuşaması Allah selamet versin çocuğun burnundan geldi. Hele ki ikilinin mesajlaşma sahneleri ve birde karşı takımlarda rakip olup futbol oynadıkları sahneler var ki gül gül bir hal oldum. 
     Çok fazla derine girmeden şöyle bir üstten geçtim ki heycanı kaçmasın. Ama mutlaka okuyun derim. Bu kitap bana o zamanlar o kadar iyi gelmişti ki depresyondan çıkarmıştı beni resmen. 594 sayfa olduğunu görüpte korkmayın sakın bir çırpıda bitiyor evelallah :)
                                                                                                                    10/10

"Bazen...Bazen kafamı karıştırıyorsun"
"Emin ol senin kadar değil."


"Sesin düzeldiğine göre, hala neden mesajla konuşuyoruz anlamadım! Şu lanet olasıca telefonu aç, sinirleniyorum artık. Beni kızdırmaktan zevk mi alıyorsun. Özledim sesini!"

"Evet,böyle çok iyi, sesini duyunca sinirlerim kaldırmıyor. O zaman da hasta masta demiyorum biliyorsun? Sen zaten haberlerini her bir yanımı saran ordundan alıyorsundur. Bilseydim yazmamı istemediğini yazmazdım. Neyse boşver iyi akşamlar sana..."

"Esme saçmalama! Konuşmuyorsun bari mesajlarıma cevap yaz. Sana istemediğimi söylemedim. sadece sesini duymak istediğimi söyledim.Bazen çocuklaşıyorsun farkındasın değil mi? "