tarihi aşk romanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarihi aşk romanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2019 Salı

Saklı Şehvet - Elizabeth Hoyt Kitap Yorumu

Bir korsan… Güzel, iyi yürekli ve genç bir dul olan Silence Hollingbrook dokuz ay önce korkunç bir hata yapmıştır. Kocasını koruması için bir nehir korsanıyla yaptığı pazarlık evliliğine mal olmuştur. Genç kadın, bu olaydan sonra kardeşiyle birlikte yönettiği yetimhanede saklanır. Ancak korsan geri gelmiştir ve ondan yardım istemektedir. 
Tek gerçek hazinenin… Çok çekici ve korkunç derecede zeki nehir korsanı, "Yakışıklı" Mickey O'Connor, Londra yeraltı dünyasında büyük mücadelelerle yükselmiştir. Merhamet ve aşk gibi duygulara önem vermemekte ve insanları oynatılacak piyonlar olarak görmektedir. Ancak çaylak bir kaptanın, kendisinden yardım isteyip bir geceyi onunla sohbet ederek geçiren karısını hiç unutamamıştır. 
Bir kadının kalbinde yattığını fark edebilir mi? O'Connor, aylar önce kendisine getirilen annesiz bebeğini, bakması için Silence'ın kapısına bırakır. Böylece hem bebeği düşmanlarından korunacak hem de Silence'ın bebeğe duyduğu sevgiden yararlanarak genç kadını kendine bağlamaya çalışacaktır...


Doyumsuz zevklerden sonra genel olaraken beğenilen kitaptır. Belkide en iyisidir bilemem. Ama genel olarak bir şey eksikti ya da fazla abartı mıydı bilemiyorum. Bu kitaptaki olayları ve ilerleyişe hakim olmak amacıyla mutlaka ilk iki kitabı okumanız gerekmektedir. Ben direk bu kitapla başlayayım dedim ama konuyu baştan anlamadığım için ilk iki kitabı okuduktan sonra tekrar geri dönüş yaptım kendisine.
  Kitaptaki konusuna gelecek olursak Silence Temrance'nin kız kardeşidir. Kocasıbir yük gemisinde çalışmaktadır. Kocasının malları bir gün Mickey O'Connor tarafından kaçılır ve Silince kocasının hapse germesine göz yumamadığı için şeytanla pazarlık yapmaya gider. Mickey malları gemiye koyacağını ancak karşılığında Silince'in bir gece kendi sarayında misafir kalmasını ister. Silince de bunu kabul eder. Ertesi gün Mickey onu üstü başı paramparçe bi halde sokağa çıkarır. Tabi tüm St.Giles halkı bu olatı yalnış anlar ve Silince Mickey sayesinde üzerinde yapışan bir lekeye sahip olmuştur. O gece aralarında hiçbir şey yaşanmasa da buna kimseyi inandıramaz. 
   Bir gün kapısına bırakılmış bir kız bebek bulur. Bu kızı o kadar sever ki onu da alıp yetimhanede müdür olarak çalışmaya başlar. Bu günlerden birinde kocasını kaybeder. Ona hiçbir zaman inanmayan kocasını... 
    Ve kader onları bir şekilde tekrar biraraya getirmiştir. Küçük Mary Darlingle...
10/7



"Buna hakkım olmayabilir Silence aşkım," dedi ağır ve Silence'in neredeyse duyamadığı yumuşak bir sesle. "Ama ben olsam seni dinlerdim. Sana inanırdım."

2 Ağustos 2019 Cuma

Doyumsuz Zevkler - Elizabeth Hoyt Kitap Yorumu


Leydi Hero Batten'ın hayatı kusursuzdur… Wakefield Dükü'nün güzel kardeşi Leydi Hero Batten, bir hanımefendinin isteyebileceği her şeye sahiptir. Mükemmel bir nişanlısı vardır; aslında Mandeville Markisi biraz sıkıcı ve mizah anlayışı olmayan bir adamdır ama Hero bunu umursamaz.
Ta ki Marki'nin kötü şöhretli kardeşiyle tanışana kadar… Lord Griffin Reading mükemmellikten çok uzaktır, tüm Londra onun en berbat âlemlerde zaman geçirdiğini bilir ama genç adam halinden memnundur. Tanıştıklarında Hero ondan hiç hoşlanmaz; Griffin ise yardımsever ve kusursuz genç kadının sadece ağabeyi için değil, tüm sosyete için fazla mükemmel olduğunu düşünür. Hero'nun düğün günü giderek yaklaşsa da, Griffin'le giriştikleri söz düellosu içlerinde bir ateş yakar. Peki, bu ateşte kusursuz aşkı bulabilecekler midir? 

İşte kitap budur. BAYILLLDIMMM. Geceleri okumaktan uyayamadım. Hem Elizabeth Hoyt'un hemde serinin okuduğğum en güzel kitabıydı. Artık vageçilmez en iyi listeme eklendin canım benim :)
  Leydi Hero 24 yaşında çok fazla güzelliğe sahip olmayan Wakefield dükünün kız kardeşi. Tam anlamıyla ayakları yere basan doğruğuna inandığı şeyler uğruna abisini kafa tutan bir kızdır. Evlilik çağı geldiğinde abisi onu yakın arkadaşı Madeville Markisi ile nişanlaması konusunda ikna eder. Nişan gecelerinde Hero markinin kardeşi Griffin ile tanışınca başlasın brezilya dizisi :) 
  Griffin babası öldükten sonra ailesinin geçimi üstlenmiş ve bu uğurda baı yasa dışı yollara başvurmuştur. Abisi ile arası eski yengesinin kendisi ile aldattığı dedikodusu yüzünden bozuktur. Hero tamda Griffin'in zıttı asla hoşlanmayacağı bir karakter diyebilir ama öyle olmuyor.
   İkili aşkını doyasıya yaşamak istese de önlerine bir çok engel çıkıyor ve kitapta tansiyon bir türlü düşmüyor. Ah o marki ile dük yok mu! Burunlarından getirdiler canım çiftimizin hayatı. Tabi olaylara Marki'nin çok sevdiği ve bir türlü unutmadığı metresi de dahil olunca denklem tamamlanmıştır. İyi okumalar dilerim.

10/10


"Thomas' a benzediğini söyledim onun gibi olduğunu değil. Seni asla sıkıca bulmadım."
"Ne kadar naziksin."
"Birbirimize, farklılıklaımız sayesinde bu kadar uyun olduğumuzu düşünüyorum" diye devam etti Griffin. Çenesi Hero'nun parmak uçları altında hareket ediyordu. "Thomas'la bir yıla kalmaz sıkıntıdan ölürsün. Eğer benim karakterime benzeyen bir hanım bulsam, birbirimizi birkaç içinde paçalardık. Ama sen ve ben ekmek ve yağ gibiyiz."





Şeytani Arzular - Elizabeth Hoyt Kitap Yorumu





Arzularıyla hareket eden bir adam... Şehveti ve tutkusuyla tanınan Lazarus Huntington, namıdiğer Lord Caire, Londra'nın ünlü kenar mahallelerinden biri olan St. Giles'ta bir katili aramaktadır. 
Geçmişte işlediği günahlarla savaşan bir kadın... St. Giles'ı avcunun içi gibi bilen Dul Temperance Dews da hayatını ailesinin kurduğu kimsesizler yurdundaki çocuklara bakarak geçirmiştir. Ama şimdi yurdun geleceği tehlikededir. İkisinin de reddedemeyeceği bir anlaşma… Caire basit bir teklif sunar: St. Giles sokaklarında yapacağı araştırmaya yardım etmesi karşılığında Temperance'ı, yurda bağışçı bulması için Londra sosyetesine takdim edecektir. Fakat Temperance göründüğü kadar masum değildir ve çok geçmeden ikisini de mahvedebilecek bir tutkunun esiri olurlar. 

St. Giles Londra'nın karanlık yüzüdür. Burada çoçuk satıcıları , kadın pazarları, dilenciler zor durumdaki muhtaç insanlar hayata tutunmaya çalışmaktadır. Temperance babasından kalan St. Giles'taki yetimhanenin müdürüdür. Yetimhanenin kıymetli bağışçısı hayatını kaybettiği için yetimhanenin dönmesini sağlayacak yardımlara ihtiyacı vardır. Caire ise St. Giles ta öldürülen sevgilisinin katilini aramakta ve bir gece yine onun katilini ararken yolları Temperance ile kesişmiştir. 

       Roman diğer Elizabeth Hoyt romanları gibi elimden bakmadan kendini okuttu. Ama bence seride en zayıf halkaydı. Bunun nedenini de Temperance'e bir türlü ısınamamamdır :) Ama Caire ve annesinin arasındaki diyaloglar bence kitabın en güzel bölümleriydi. Dengesiz mi desem ya da ben hiç bir şey demeyeyim siz okuyun ama serinin konu bütünlüğü açısından okusanız iyi edersiniz. Kötü değildi ama yazarın diğer romanlarına göre bence en kötüsü diyebilirim. 
10/6


"Sevginin gösterilmemesinin, hissedilmediği anlamına gelmediğini unutma lütfen."

16 Mart 2019 Cumartesi

Oyun - Brenda Joyce Kitap Yorumu


Kural tanımaz bir korsan ile soylu ve başına buyruk bir genç kız; aşk, tutku ve ihanet sarmalında bir maceraya yelken açarsa oyunun galibi kim olur?


 OYUNCULAR 
Manastırdan ayrılan soylu ve haşin Katherine FitzGerald, çok sevdiği İrlanda’ya dönmek için deniz yolculuğuna çıkar. Ne var ki kendini, Denizlerin Efendisi olarak nam salmış meşhur korsanın tutsağı olarak buluverir. 
HAMLELER 
Korsan kaptan Liam O’Neill, Kraliçe Elizabeth’in gözdesidir. Hem sarayda hem de yatak odasında muhteşem bir oyuncudur ve gizli emellerini gerçekleştirirken inatçı Katherine’in kalbini kazanmaya da kararlıdır. Ancak şimdi, yürek burkan bir ihanetin üstesinden gelmeye çalışırken ölümcül bir oyunun sonunda zafere ulaşmak için değer verdiği her şeyi tehlikeye atmak zorundadır. Tüm kuralları yıkmak pahasına olsa da. 

OYUN 
Başladı…


Siz kendiniz okumayacağım yeter dayanamıyorum dersiniz ama bazı romanlar size zorla kendini okutur...Ah Brenda Joyce canım senin cidden rakibin yok. Serinin hemen hemen tüm kitaplarını okumuş biri olarak diyebilirim ki hiç sıkılıpta bıraktığım kitabı yoktur Brenda Joyce'un. Bu romanı da açıkçası gülün sözü gibi beklemiştim. Tek kelimeyle seride en beğendiğim kitap halen daha odur. Ama beni gerçekten konu bakımından ve olaylar bakımından oldukça şaşırtan bir roman oldu benim için. Gönülçelen gibi dayanamayacağım olayalar gelişmekteydi ama yazar toparladı ve ortaya gülün sözü ile gönülçelen karışımı bir roman çıktı benim için.
  
  Tarihten de baya karakterler mevcuttu romanda. Liam O'neill barbar ve korsan bir adamın gayrimeşru oğludur. İrlandalı babası onu çocukken ingiliz annesinden ayırmış kendi tarzında yetiştirmeye çalışmıştır. Ama Liam ingiliz olan annesini hiç unutmamış, kendince gaddar sevmediği babasına benzememek için çok çalışmıştır. Nitekim babası ölünce çok çalışmış ve babası onun annesinden zorla almadan önce annesinle ona bakan kraliçe Elizabeth ' e sadık kalmaya çalışarak İrlanda isyanını bastırabilmek için korsanlık yapmaktadır. Kitapta yazarın anlattığına göre Liam'ın Karayip Korsanlarındaki siyah inciye benzeyen Deniz Hançeri isimli kapkara ve görkemli gemisi vardır.
   
  Katherine manastırda evlenme çağına bekleyen irlanda kontu Fitzgerald'ın kızıdır. Annesi bir ingiliz ve o çok küçükken ölmüştür. Babasını bir sürü mektuplar yazmasına rağmen ne ondan nede üvey annelerinden kendisini yanına çağırdığına dair bir mektup gelmemiştir. Katherine artık yaşının geldiğini ve ömür boyu manastırda kalamayacağına karar verir. Manastırda arkadaşıyla birlikte rahibeden izin alarak manastırdan ayrılır. Zengin kont olan babasının yanına gitmek için gemiye bindiklerinde gemi saldırıya uğrar. Liam onu gördüğünde çok etkilenir ve onu ganimeti olarak alıkoymaya karar verir ve oyun başlar.
  
 Kitapta her karakterin kendine ait oyunu vardı ve ne yalan söyleyeyim beni sıkan kesinlikle bu oyunlar değildi. Liam'ın amacının ne olduğunu tam olarak kitabın sonunda anladım ve bunun hakkında fikir yürütmek kitaba bağlayan sebeplerden biriydi. Ama gerçekten Katherine'den çok çok çok sıkıldım. Daha önce bencil erkek karakteri okumuştum gönülçelen de ama bu kitaptaki kız beni benden aldı. Manastırdan kaçma sebebi de evlenmek ve çocuk doğurmaktı katherine'nin. Babasını Londra da sürgün bir halde görünce babasının durumdan çok zengin ve soylu bir adamla evlenemeyeceğine yakınıyor kızımız. Babası onu Liamı evlenmeleri iççin ikna etmesini sıkı sıkı tembihler. Bu şekilde kraliçeye isyan ederek kaybettiği toprakları geri alacak ve onu destekleyen politik yönden çok güçlü bir damada sahip olacaktı. Liam da sırf bu sebepten Katherine ile evlenmeyi istememektedir. 
    
Kraliçe onları londrada yakaladığında da Liam'ın Fitzgerald'ın kızı ile evlenip ona karşı çıkacağına ve bir oyun oynadığını düşünmeye başlar. Katherine üvey annesinde de nişanlısı Hugh'un ölmediğine dair bilgiyi verince kraliçeye nişanlısına gitmek için yalvarır. Çünkü babasının hiçbir serveti ve ünvanı kalmadığı için kimsenin onunla evlenmek istemeyeceğini bilmektir. Kraliçe Liam'ın planını anlaması için en yakın adamlarından biri olan Cecil onları izleminin Liam'ın planını öğrenmenin daha doğru bir hamle olduğuna inandırır. Birde kraliçenin sevgilisi Leicester vardır. Cecil Liam'ın hiçbir zaman kraliçeye ve ingiltereye ihanet etmeyeceğini ayrıca topraklarını işgal eden Fitzgerald'ın kuzeinin yerine Katherine'nin babasının tekrar kont olması gerektiğini savunmaktadır. Leicester ise Liam'dan nefret etmekte onun İrlandalı babasına benzediğini birgün kendilerini ihanet edeceklerini savunur.
    
    Ve Liam oyunu kusursuz bir şekilde kurar. Bu oyundan bir çok kişi karlı çıkacaktır ama en çok kendisi. Tabi Katherine başta gerçekten Liam'ın yoluna fazlasıyla taş koydu. En başta Hugh'tan döndüklerinde  Liam'ın evlenme tekleifini kabul etmedi ve tutturdu Liam' a "beni kraliçeye iyi bir evlilik yapmam için geri götür.". Sırf korsan olduğu için Liam'ı istememişti. Ama ne oldu bu teklifi kabul etmemek Katherine'ye çok güzel bir ders oldu. Sırf düzgün ünvanlı koca için oyunun daha fazla karışmasına sebep oldu. En sonunda Liam'ı fazlasıyla yordu ama Liam istediğini aldı tüm oyun onun istediği şekilde sonuçlandı.

10/8

"Belki de senin için bu kadar şey yaptığım ve bu kadar fazla şeyi tehlikeye attığım için deliyim Kate" - Liam O'Neill


"Ben Liam O'Neill," dedi, tatmin olmuş, belirgin bir gülümsemeyle. "Bu geminin kaptanıyım."
Katherine karşılık vermedi ve gözlerini onunkilerden ayıramadı.
Adamın gözlerinde bir parıltı belirdi. Gülümsemesi büyüdü fakat bu güven verici bir gülümseme değildi. "Ne yakaladım ben böyle? Ne kadar da güzel bir ödül. Görünüşe göre gerçek bir hazine, bunca kurşun ve metalin arasında değerli bir taş. Gel buraya, canım , gel."

12 Mart 2019 Salı

Günahın Esiri - Anna Campbell Kitap Yorumu


Hindistan'da tutsak edilen İngiliz casusu Sir Gideon Trevithick ülkesine döndüğünde ulusal kahramandır. Bir yıl boyunca işkence gören Gideon insanlarla ilişki kurmakta güçlük çekmeye başlamış ve içine kapanmıştır. Ancak çok zor durumda olan Lady Charis Weston ile karşılaşınca, duyduğu ilgi ve yakınlığı gizleyemez. Charis, kendisine miras kalmasını istemeyen ve onu şiddet uygulayarak istemediği bir adamla evlenmeye zorlayan üvey ağabeylerinden kaçmaktadır.
Gideon bir yandan Charis ile aralarındaki yakınlaşmaya karşı koymaya çalışır çünkü güzeller güzeli Charis'in kendisi gibi travmalar yaşamış, bunların etkisinden kurtulamamış bir adamdan çok daha iyisini hak ettiğini düşünmektedir. Bir yandan da genç kızı kurtarmanın tek yolunun onunla evlenmesi olduğunun farkındadır.


Bu kitaptan önce Anna Campbell'in mahrem ve yedi gün yedi gece kitabını okumuştum. Yedi gün yedi geceyi mahremden daha çok beğenmiş olup bu kitaba da öyle bir şans vermek istedim. Yedi gün tedi gece daha çok bir güzel çirkin masalının tarihi aşk türündeki karşılığıydı benim için. Bu romansa daha önceden okuduğum güzel ve hırsız kitabının daha aksiyonlu olanıydı. Ama ilk önce bunu okusaydım güzel ve hırsıza göre bunu beğenirdim herhalde...Ama kitabın kapağına değinmeden geçemeyeceğim. Anna Campbell'in diğer kitap kapakları bu kitaba göre çok daha iyi. Keşke daha güzel bir kapak olsaydı bu güzel kitaba.
    Kitabın içeriğine gelecek olursak Charis 21 yaşı arifesinde, babası o çok küçük yaşındayken ölmüş, annesi daha sonra tekrar bir evlilik yapmıştır. Evlendiği adamın Charis'ten bbüyük iki oğlu vardır.Annesinin ölmesiyle Charis yanlız kalmış, onu sevmeyen üvey babasınında ölmesiyle tamamen üve abilerinin eline kalmıştır. Sahip olduğu büyük miras abilerinin gözünü döndürür ve Chairsi zorla evlendirmeye girişirler. Ona durmadan fiziksel ve ruhsal şiddet uygularlar. Cahis onların elinden zor bela kaştığı şubet ayının soğuk gecesinde Giedonla hanın ağırda karşılaşırlar. Charis ona güvenmekte sıkıntı yaşasada Gideon bir şekilde onun kalbine girmeyi başarır.
    Gideon, babası ve ailesi tafafından sevilmeyen ailenin ikinci çocuğu. Babasının sevgisizliğiyle büyüdüğü için kendisini derslerine vermiş yabancı dil ve birçeok konuda kendisini geliştirmiştir. Bu birçok kişinin dikkatini çekince kendisini Hindistan'a bir ingiliz ajanı olarak yollarlar. Bundan sonra Giedonun hayatı ve kendisi hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak derin yaralar alır. Hindistandan yeni döndüğünden de soğuk kış gecesinde Charisle karşılaşır. Charis ona kendisini başkası gibi tanıtır. Gideon fazlasıyla zeki biri olduğu için onun yalanları inanmaz ama yine de ona yardım etmekten de geri duramaz. 
     Kitabın ilk 80 sayfasıda fazlasıyla sıkıldım. Sonra olaylar tek tek çözülmeye başladıkça ikilinin arasındaki uyum okumaya değerdi diye düşünüyorum. Siz eğer kitabı okumaya düşünüyorsunuz esas olaylar 200 den sonra başlıyor haberiniz olsun derim :)

10/7

'Yatağın altında canavarlar yok.Yaralarını öpeyim. Her şey çok güzel olacak' - Charis

'Karım, paradan çok daha değerli. Bana yalnızca üstündeki elbiseyle bile gelse, ben kendimi çok zengin sayarım' - Gideon

'Bu doğru. Ama benim atımın ahırını seçmiş olman, beni de seçmiş olduğun anlamına geliyor.' dedi Charis.
'Bu sadece bir tesadüf.'
En sonunda . adam Charis'e baktı.Herhalde ışıktan dolayı, adamın gözleri bu kadar parlak görünüyordu.'Hayat tesadüflerden ibarettir.'

20 Kasım 2017 Pazartesi

Gözlerinin Esareti - Jennifer Royce Kitap Yorumu


  Sevgiye aç bir kadınla...Küçüklüğünden beri aradığı sevgiyi bulamayan Keira Destina'nın tek bir dileği vardı; kendisini gerçekten sevecek bir kalp. Babası tarafından sürekli hoş görülüp, sevgisiz ve korumasız bir hayat süren Keira, şeytanla yaptığı anlaşma sonucu Karanlıklar Lordu'nu öldürmeye kalkıştığında, hayatının altüst olacağından habersizdi. Herkesin, önünde korkuyla titrediği Karanlıklar Lordu tarafından esir alınan genç kız için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.Kalbi buz tutmuş bir adam...Karanlıklar Lordu Kayran için, bu namı almak hiç de kolay olmamıştı. Katıldığı tüm savaşlardan galibiyetle ayrılmış, düşmanlarının korkulu rüyası haline gelmişti. Karanlık ruhunun bir tek savaş meydanlarında ışığa kavuştuğuna inanan bu adam, bir gece çadırına gizlice sızan, asil ama hırçın bir güzelin ölümcül saldırısından kendisini korumak isterken, onu bekleyen sürprizin farkında değildi. Gözlerine ilk baktığı an, bu kızın tanıdığı tüm kadınlardan farklı olduğunu anlamıştı. Genç kızın öfkesinin ve cazibesinin ateşi Kayran'ın buz tutmuş, karanlıklar içindeki kalbini sarmıştı. Genç adam için artık tek bir gerçek vardı: bu asi güzel ona ait olmalıydı!
 Jennifer Royce'un  Türk olduğunu öğrendiğimde baya bir şaşırmıştım. Bizim Türk yazarlarımız çoğu yabancı tarihi aşk romanı yazarlarına göre onlarca kat iyi yazıyor tarihi aşk romanlarını onu anladım. Rita Hunter ve Jennifer Royce  bu işi o kadar profesyonelce yapıyorlar ki yabancı yazarlara bu türü türk yazarlarında yazabileceğini kanıtlıyorlar adeta. Roman  ne sadece keira ve kayra üzerine kurgulanmanmış ne de bir olay üzerinden gidiyor. Kitapta fazlaca karakter mevcut. Tarihi mini dizi kıvamında, içinde aşk ve entrika da mevcut olan bir roman. 
     Gözlerinin esareti 'nin içeriğine girecek olursak, Karanlık lordu kayran 1067 yılının ispanyasında savaş patlak vermeden önce bir gece çadırında yatarken, muhafızlarından sıvışmayı başarmış bir gölge kayranın çadırına başında miğfer ve asker kıyafetlerinle elindeki kılıçla kayranı öldürmek için yatağının başında dikilir. Kayran bu düşman askerini kolaylıkla etkisiz hale getirip kafasındaki miğferi bir çırpıda çıkarır. Ama miğferin içinde genç bir asker yüzü görmeyi beklerken, karşısında gözlerine ilk anda vurulduğu, alev saçlı bir güzel belirir karşısında. Keira ise küçüklüğünden beri babasının (sonradan öğrenecek ki üvey babasının) elinden fiziksel şiddet görmese de piskolojik şiddete maruz kalmış bir kız. O pislik adam bir gün keriayı kılınç kullanırken gördüğünde onu başından atmak için eline bundan iyi fırsat geçmeyeceğinin farkına varır. Keiraya karanlıklar lordunun öldürmeyi ve karşılığında ona istediği sevgi ve saygıyı göstereceğini söyler. Bizim saf kızımız tabi ki gider. Kayranın eline esir düştükten sonra sürü kaçma ve onu öldürme çabaları sonuçsuz kalır.  
     Üvey babasından nefret ettim. Beni başından sonuna kadar içine çeken ve hiçbir bölümünde sıkmayan bir kitaptı. Ben tavsiye ederim konusunu ve gidiş hattını diğer romanlarınkinden baya farklı buldum. Severek okuyacağınız güzel bir kitap eğer daha okumadıysınız sizleri bekliyor...
      10/8



"Belki de, cennetten kavulan şeytanın bir melek olduğunu unutmaması için, Tanrı seni bana bir hediye olarak vermiştir."
"Benim ruhumu da karanlık günahlarınla yak diye mi? Tanrı'ya isyan etmedim, iyi bir kul olmaya çalıştım.Neden böyle cezalandırılıyorum?"
"Kirli ve karanlık bir ruhu kurtararak kazanacağn cenneti hayal et.Belkide dünyaya gönderilme amacın budur."
"Tanrı şeytanı cennetten kovdu ve ben de yeniden cennete gitmesi için yardım mı edeceğim? Teşekkürler ama kalsın.Cennet her zaman şeytan olmadan daha huzurlu olacak."






10 Kasım 2017 Cuma

Hırsız ve Güzel Kitap Yorumu


 Dorian Blackwell, Ben More’un Blackheart’ı, acımasızdı.Taş yürekli Dorian, Londra’nın en zengin,önemli adamlarından biriydi ve kendisine haksızlık edenlerden intikam almaktan çekinmezdi. İstediğini elde etmek için ölümüne savaşırdı. Güzel, masum ve dul olan Farah Leigh Mackenzie de buna dahildi. Çok geçmeden Dorian güzel kadını kendi malikânesine kaçırmıştı. Tek sorun, hayatını tehlikeye atabilecek önemli bir sır taşıyan Farah’nın kendini kukla gibi oynattırmamasıydı. Onu güvende tutmanın tek yolu Dorian’ın tutsağı olmaktan geçiyordu. Dorian ise inanılmaz bir teklifte bulunmuştu: Onu koruma altına almak için Farah ile evlenecekti fakat karşılığında Dorian’ın düşmanlarını alt etmek için sırrını kullanmayı kabul edecekti. Ben More’un Bleackheart’ının hesaba katmadığı bir şey vardı, o da Farah’nın aralarında uyandıracağı ve ikisini de esir edecek tutku. Kaçırdığı kadının, çoktan yitip gitmiş olduğunu düşündüğü kalbine dokunabilecek tek kadın olması mümkün müydü?

Şu aralar hangi kitabı okumaya başlasam sıkılıp bırakıyorum. Hırsız ve güzeli de ne ara aldığımı bile hatırlamıyorum bir ara almışım ama iyi ki almışım. Yazarın bu yayınlanan ilk kitabı ülkemizde araştırdığım kadarıyla. Ya ben senelerdir bu kadar farklı konulu, böyle güzel, karakterlerin diyaloglarının bu kadar zekice yazıldığı ve çevrildiği bir roman okuduğumu hatırlamıyorum. BA-YIL-DIMMMMMM. 

Yazarı ve çevireni bulsam sevgiden boğabilirim. Ve çevirmene gelirsek, bence tüm çevirmenler bige turan gibi olmalı diyorum. Buradan yayın evine de sesleniyorum lütfen elinizi çabuk tutun bu kadının tüm romanlarını okumak istiyorum. Romana gece yarısı başlamıştım ve sabah oldu, güneş tepeye çıktı ve ben Hırsız ve Güzel bitesiye kadar elimden bırakıp hiç bir şey yapamadım. 
    İçeriğine gelirsek, roman önce onyedi yıl önceki olayları anlatıyor. Fazla derine girmeden anlatıyım. İki küçük çocuğun birbirlerine tutunuşunu ve yetimhanenin o zamanki acımasızlıklarından, birbirlerine sığınmalarını ve yakınlaşmalarını anlatıyor. Bir dizi olaylar sonucunda bu iki çocuk birbirlerinden ayrılıyorlar. Ama farah douganı hiç mi unutamıyor. Yıllar geçince herkese müzmin bir dul olarak kendini tanıtıp, katiplik yapıyor. Tabi kızımız yirmi sekiz yaşında olsa bile etrafında erkekler pervane. Birgün işyerinde Ben More’un Blackheart’ıyla karşılaşıyor. Yıllar sonra farah ilk defa bir erkekten bu kadar etkileniyor tabi Ben More’un Blackheart’ı da farahtan aynı ölçüde etkileniyor. Dorian bildiğiniz yeraltı dünyasının o zamanların en güçlü mafyası. Polisler dorianı bir türlü tutuklayacak suçunu yakalayamıyorlar. 
      Bir gece ansızın Ben More’un Blackheart’ı farahı kaçırıp sonra bayıltıp sonrada Ben More'a kaçırıyor. Tabi burada dorian farahla belirli durumlardan ötürü evlenmek istiyor. Farahta az mı, koskoca Ben More’un Blackheart’ına kendini ezdirir mi bir şartla seninle evlenirim diye tutturuyor eeee o şartı da kitapta okuyup öğrenin artık.
    Uzun lafın kısası öyle güzel atışmaları var ki ikilinin keşke 1000 sayfalık bir kitap olsaydı da ben dorian ve faraha doysaydım.

                                                                         10/10
Yüzündeki kayıtsız ifadeyi korumakla güçlük çekerek yavaşladı ve botlarını yere mıhlayıp bir adım daha atmadı. Böyle durumlarda kontrolünü kaybedenler için söylenen bir deyim yokmuydu? Ateşe uçan pervane mi? Güneşe yakın uçan bilmem ne mi?


"Tabii. Mesela Highland'deki gizli kalende sır gibi sakladığın, egzotik cariyelerden oluşan bir hareme rastlamadım" Tanrıya çok şükür dedi içinden.
"Onları burada mı tuttuğumu mu sanıyorlar?" 
"Tam da anlatıkları o hain kötü adamsın!"Farah sinirden peçetesini ona fırlattı.  
Dorian peçeteyi yakaladı."Beni sevmiyorsun zaten" dedi hafifçe."Ne fark eder?"











Sen benim kanımdansın, benim kemiğimdensin.
Sana bedenimi veriyorum, ikimiz bir olalım diye.
Sana ruhumu veriyorum, ölene dek beraber olalım diye.

7 Kasım 2017 Salı

Ruhun Ateşi - Rita Hunter Kitap Yorumu


    Sevgi dolu bir ailede büyüyen Sophie'nin huzur, zenginlik ve bolca sıradanlıkla geçen hayatındaki tek renk, seneler önce bir kazada ailesini kaybeden kuzeni Liliana'ydı.Ailesine katıldığı ilk günden itibaren anne ve babasının sevgisi de dahil ona ait her şey üzerinde sinsice hak iddia eden kuzenini kabullendiğini sanıyordu Sophie. Hatta Liliana baş döndüren güzelliğiyle ilk aşkını elinden aldığında bile bu kabulleniş elini kolunu bağlamıştı, çünkü babasına Liliana'ya asla kızmayacağına ve onu seveceğine dair söz vermişti.Ancak sabrının da sınırları vardı ve bir gün o sınırlar küçük bir olayla ortadan kalktığında Sophie'nin aklındaki tek şey kuzeninin meydan okuyuşuydu.İlgimi hak eden erkeği bulduğumda onu baştan çıkarmayı dene... Tabii becerebilirsen...demişti kuzeni. Eh madem istediği buydu...Leighton Kontu Brendan Blackmore... Kibirli, buz gibi ve ulaşılmaz bir soyluydu. 
     İnsanda merak, heyecan ve nefret uyandıran onca meziyete sahip bu adamın ilgisini çekmek göründüğünden çok daha zordu. Üstelik o ve Liliana birbirlerinden fazlasıyla hoşlanıyorlardı. Ancak Sophie kararlılığının önüne hiçbir kuvvetin çıkmasına izin veremezdi, çünkü Liliana başına gelecekleri çoktan hak etmişti. Üstelik Brendan Blackmore'u her gördüğünde hissettiği kalp çarpıntısı ve umutsuz arzu başka hiçbir teşvike yer bırakmayacak kadar güçlü ama bir o kadar da ürkütücüydü.Sophie'ye göre Brendan'a dokunmak buzla yanmaktı ve Sophie yanmak istiyordu. İkisini bir araya getiren skandal, onları artık geri dönüşü olmayan bir yola soktuğunda Sophie ya pes edecek ya da imkânsız gibi görünse de mutluluk için sonuna kadar direnecekti

Kendileri ateş serisinin ikicinci kitabı olurlar. Ne demişler zevkler ve renkler tartışılmaz. O kadar çok sıkıcı, duruğan ve olaydan yoksun diye olumsuz yorumlar okudum ki bu kitaba karşı, istemeden de olsa bir ön yargı oluşmuştu. Halt etmiş onlar diyorum. Zeynep Avcının en en bi sevdiğim kitabıdır ruhun ateşi. Hiçbir romanda sophie kadar masum ve komik bir kız görmedim. Kitabı canımın çok fazla sıkkın olduğu bir akşam internet üzerinden indirerek okumuştum. Sonrasında resmen kitaba aşık olmuş evden dışarı çıkmadan, gece gündüz uyumadan bu kitabı bitirmiş, sonrasında da kitabı gidip yazara haksızlık olmasın diye satın almıştım siz düşünün ne kadar beğendiğimi. 

   Sophie'nın kuzeni bir kaza sonucu annesiz babasız kalınca onların evine yerleşir ve tüm art niyetiyle sophieyaya çektirmeye başlar. Kitabı okurken gerçekten bir ara o cadaloz kızın tiftik kafasını yolmak geldi içimden. Birde sophienin sevgilisini alır elinden ve "ilgimi hak eden erkeği bulduğumda onu baştan çıkarmayı dene... Tabii becerebilirsen..." diye kışkırtır saf kızımızı. Lily Brendan ile tanışınca, e Sophie da Brendan da hoşlanmaya başlayınca, kızımız kendince Brendanın ilgisini çekmek ister ama nerde. Buz gibi kendisine karşı soğuk bir adamla karşı karşıyadır. Sophie da göze göz, dişe diş, kana kan, kalbe aşk diyerek brendanın üzerine tam anlamıyla atıyor kendisini. 
   Ben brendan kadar soğuk, odun daha sıralardım da neyse bir karakter daha okumamıştım. Kızımız istediği skandalı yaratamamasıyla, kaynanası duruma bir güzel el koyup oğlunun elini kolunu bağladı. Evlendiklerinden sonra bile  Lily ortalığı hep bir şekilde karıştırmayı başardı. Okuyunda görün gari. Ama kesinlikle okumadan geçmeyin. Bu kitap bir şekilde kalbinize dokunmasının bir yolunu bulacaktır...  

10/10                          


"Aptal kalbine bir can suyu daha... Daha bir gün önce boş yere umut etmeyeceğini söylemişti kendisine. Umut ederek beklemekten yorulmuştu. Başını önüne eğip kırkgnlıkla ellerine baktı. Neden Brendan'ın kalbine giden yolun tarifini vermeye başlayınca başını yana eğip sahibinin komutlarını bekleyen uysal köpekler gibi davranıyordu ki? Başını kaldırıp kocasının olduğu tarafa bakınca kalbi tekledi. Liliana'nın eli onun koluna değiyordu... O ise durumu kabullenmiş ve kuzeninin sözlerine dikkatini vermişti. Mide bulandıracak kadar hoş bir çift olmuşlardı."